Ömür ÇELİKDÖNMEZKöşe YazarıUkrayna’dan Hürmüz’e Avrupa’da Savaşın Ayak Sesleri!

Sesli Dinle
Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.
Avrupa’nın yeni güvenlik anlayışı, kışladan topluma uzanan savunma sistemi üzerine kurulmaya çalışılıyor. Nitekim Birleşik Krallık Genelkurmay Başkanı Hava Mareşali Sir Richard Knighton ile Almanya Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer ortak bir makale kaleme aldılar.
Makale, 15 Şubat 2026’da The Guardian’da yayımlandı. İki komutan, Avrupa ülkelerinin savunma sorumluluğunu birlikte üstlenmesi gerektiğini vurguladı. Rusya’nın Ukrayna’daki savaştan edindiği deneyimle kuvvetlerini yeniden yapılandırmasının NATO ülkeleri açısından çatışma riskini artırabileceği uyarısında bulunuyorlardı.
İngiltere’de üst üste halka yapılan hazırlık çağrıları, Almanya merkezli NATO tatbikatları ve Avrupa Birliği’nin silahlanma programları, bu güvenlik anlayışının uygulamadaki karşılıklarıdır.
Rusya-Ukrayna Savaşı, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ve Suudi Arabistan-Yemen çatışması da askerî kaynaklar, enerji fiyatları ve ticaret güzergâhları aracılığıyla Avrupa üzerindeki baskıyı artırıyor. Büyük bir savaş kesinleşmiş olmasa da bir cephedeki kontrolsüz tırmanma diğer krizleri derinleştirebilir.

İngiltere’nin halka savaşa hazırlık çağrısı:
Birleşik Krallık Genelkurmay Başkanı Hava Mareşali Richard Knighton, 15 Aralık 2025’teki konuşmasında, Rusya kaynaklı tehditler karşısında toplumun tamamını kapsayan bir savunma hazırlığı gerektiğini vurguladığında birçok insanın gözünde savaş tamtamcısı oldu.
Knighton; Rusya’nın İngiltere’ye büyük çaplı doğrudan saldırı ihtimalinin düşük olasılık kapsamında değerlendirildiğini, ancak riskin sıfır olmadığını belirtmişti
Ordunun ve yedek kuvvetlerin güçlendirilmesi, savunma sanayi üretim kapasitesinin artırılması odaklı çağrısı, enerji ve haberleşme altyapısının korunması, sağlık, ulaşım ve diğer temel kamu hizmetlerinin savaş ve kriz koşullarında kesintisiz sürdürülebilmesini de kapsıyordu.

Çılgın silahlanma yarışı
Knighton, Almanya Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer ile daha sonra yaptığı ortak çağrıda da yeniden silahlanmayı, saldırganlığı caydırmak ve barışı korumak için gerekli bir sorumluluk olarak savundu.
Böylece askerî hazırlığın ekonomik kapasite ve toplumsal dayanıklılıkla birlikte yürütülmesi gerektiği mesajı öne çıkarıldı. Bu yaklaşım, olası bir savaşta cephe ile cephe gerisi arasındaki ayrımın zayıflayacağına işaret ediyor.
Elektrik şebekelerine yönelik siber saldırılar, limanlardaki sabotajlar ve haberleşme kablolarının kesilmesi, çatışma alanından uzaktaki sivil hayatı da etkileyebilir.
Bu nedenle savunma hazırlığı, asker ve mühimmat sayısını artırmanın ötesine geçiyor; hastanelerin, fabrikaların, enerji tesislerinin ve iletişim ağlarının çalışmasını sürdürmeyi de içeriyor.

Almanya’daki tatbikatlar Avrupa’nın sevkiyat merkezi
Almanya’da 2026’nın ilk aylarında düzenlenen Steadfast Dart tatbikatı, NATO’nun kuvvetlerini kriz bölgesine ne kadar hızlı taşıyabileceğini sınadı. NATO’nun tatbikat değerlendirmesine göre yaklaşık 10 bin asker, 17 savaş gemisi, 20’den fazla hava aracı ve yaklaşık 1.500 askerî araç faaliyetlere katıldı.
Ankara’nın Avrupa savunma planlamasındaki yeri, Türkiye’den kuvvetlerin Almanya’ya intikal etmesiyle gösterildi. Bu intikal, Türkiye’nin askerî kapasitesinin Avrupa’nın savunma hazırlıklarına sağlayabileceği katkıyı somutlaştırdı.
Buradaki temel mesele, birliklerin çatışmaya nasıl gireceğinden önce, cepheye nasıl ulaşacağıdır. Rusya ile olası bir çatışmayı esas alan bu senaryoda Almanya, Batı Avrupa’ya ulaşan kuvvetlerin Polonya ve Baltık ülkelerine sevk edileceği başlıca geçiş ve ikmal merkezlerinden biri olacaktır.
Bu rol, ülkenin Avrupa’nın merkezindeki coğrafi konumuna, liman ve demiryolu bağlantılarına, kara yolu ağına ve askerî tesislerine dayanmaktadır. Köprülerin ağır askerî araçların geçişine uygunluğu ve yakıt ikmalinin sürekliliği de kuvvetlerin hızla konuşlandırılmasını sağlayarak caydırıcılığı güçlendirecektir
Avrupa Birliği’nin “Hazırlık 2030” programıyla 800 milyar avroya kadar ilave savunma harcamasının önünü açmayı hedeflemesi de aynı dönüşümün ekonomik boyutudur. Bu tutar, tamamı harcanmış ortak bir bütçe değildir; üye devletlerin savunma yatırımlarını artırmasını sağlayacak mali imkânların toplam potansiyelini ifade eder.
Tatbikatlar savaş kararının kanıtı sayılamaz. Tamsm da, bununla birlikte Avrupa’nın uzun süreli ve yüksek yoğunluklu bir çatışmayı yeniden ciddi bir ihtimal olarak değerlendirdiğini ortaya koymaz mı? Ne dersiniz? Belki yarın belkide yarındanda yakın bir süreçten söz ediyoruz.

Ukrayna savaşı Avrupa’ya nasıl yayılabilir?
Rusya-Ukrayna Savaşı, Avrupa’nın güvenlik düzenindeki kırılmanın merkez noktası denilebilir. NATO, Ukrayna’ya askerî desteğini sürdürürken Rusya’ya karşı caydırıcılığını güçlendiriyor. Böylece Ukrayna’daki savaş ile NATO ülkelerinin savunma hazırlıkları birbirine daha sıkı bağlı.
Daha geniş bir savaşın muhtemel başlangıcı, bütün Avrupa’ya aynı anda yapılacak saldırı olmayacaktır Baltık bölgesinde sınırlı bir askerî girişim, Polonya sınırında ölümcül bir olay, Karadeniz’de çatışma veya kritik altyapıya yönelik ağır bir saldırı, karşılıklı misillemeleri tetikleyebilir. Bunlar gerçekleşmiş olaylara ilişkin iddialar değil, savaşın tırmanma yollarına ilişkin senaryolardır.
En tehlikeli ihtimal, tarafların karşısındakinin geri çekileceğini düşünerek sınırlı bir adım atmasıdır. Bir tarafın caydırıcılık gösterisi, diğer tarafça saldırı hazırlığı olarak okunabilir. Nükleer silahlar büyük savaşı önlemeye yardımcı olsa da yanlış hesaplama tehlikesini ortadan kaldırmaz.
Hürmüz ve Yemen Avrupa’nın enerji güvenliğine açılan cephe
Hürmüz Boğazı’ndaki durum, Avrupa güvenliğinin yalnızca Avrupa sınırlarında korunamayacağını gösteriyor. Reuters’ın 18 Ekim 2026 tarihli haberine göre İran, boğazın yeniden açılmasına ilişkin şartlı önerisini gündemde tutuyor.
Savaş öncesinde küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık beşte biri bu geçitten taşınıyordu. Bu nedenle geçiş güvenliğinin bozulması, dünya çapında neredeyse bütün küresel aktörleri etkileyen sonuç üretiyor.
İtalya Merkez Bankası, Banca d’Italia’nın Ekim 2026 tarihli araştırması, Hürmüz krizinin Avrupa’yı özellikle yükselen fiyatlar ve alternatif enerji kaynakları için artan rekabet üzerinden etkilediğini belirtiyor.
Avrupa’nın satın aldığı yakıtın tamamının boğazdan geçmesi gerekmiyor; Asya’daki alıcıların başka kaynaklara veya yollara yönelmesi bile Avrupa’nın maliyetini yükseltebiliyor.
Yemen cephesinde ise çatışmayı yalnızca “Yemen ile Suudi Arabistan savaşı” şeklinde tanımlamak eksik kalır. Husiler, Yemen’in uluslararası tanınan yönetimi ve bu yönetimi destekleyen Suudi Arabistan başlıca aktörlerdir. İngiliz Avam Kamarası araştırması, 2026 ortasından itibaren Husi saldırıları ile Suudi askerî karşılıklarının yeniden yoğunlaştığını kaydediyor.
Bu tablo, Körfez dışındaki enerji tedarikçilerinin pazarlık gücünü artırırken ABD’nin Avrupa enerji pazarındaki ağırlığını güçlendiriyor. Rusya, yükselen petrol fiyatlarından ve Avrupa’nın artan ekonomik yükünden yararlanabilir. İ
ngiltere’deki bazı enerji, deniz sigortacılığı ve finans kuruluşları da ticari kazanç sağlayabilir. Ancak enerji ve taşımacılık maliyetlerindeki artış İngiliz ekonomisini de baskıladığından, bu kuruluşların kazancını ülkenin bütünü açısından stratejik avantaj olarak değerlendirmek güçtür.

Enerji krizi savaş riskini nasıl büyütüyor?
Avrupa, Rus enerjisinden uzaklaşmaya çalışırken alternatif tedarik yollarındaki istikrarsızlıkla karşılaşıyor. AB’nin Rus gazını aşamalı olarak bırakma kararı, yeni kaynakların güvenilirliğini daha önemli hâle getiriyor.
Buradan çıkan stratejik sonuç açıktır: Avrupa aynı dönemde savunmaya daha fazla kaynak ayırmak, sanayisini ayakta tutmak ve pahalı enerji karşısında halkını korumak zorunda kalabilir.
Bu baskı uzadıkça artan hayat pahalılığı ve savunma harcamaları, hükümetlerin toplumsal desteğini aşındırabilir. Ekonomik yükün nasıl paylaşılacağı konusunda ortaya çıkabilecek anlaşmazlıklar ise ittifaklar içindeki siyasi dayanışmayı zayıflatabilir.
Orta Doğu’daki çatışmalar ayrıca savaş gemileri, hava savunma sistemleri ve mühimmat bakımından Avrupa’yla kaynak rekabeti yaratabilir. Enerji krizi kendiliğinden Avrupa savaşını başlatmaz; fakat savaşın önlenmesini ve sürdürülmesini etkileyen ekonomik koşulları ağırlaştırır.

Muhtemel savaşın tarafları kim olur?
Senaryoya göre Avrupa’da genişleyecek bir çatışmanın başlıca ekseni, Rusya ile saldırıya uğrayan NATO ülkeleri arasında oluşabilir. Polonya ve Baltık ülkeleri doğrudan coğrafi risk taşırken Almanya sevkiyat ve sanayi kapasitesiyle, İngiltere ve Fransa askerî güçleriyle öne çıkabilir.
Tıpkı İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, ABD’nin sağlayacağı desteğin kapsamı, savaşın seyrini belirleyen temel değişkenlerden biri olacaktır. Washington’ın silah, mühimmat, istihbarat ve lojistik desteğinin düzeyi ve devamlılığı, Avrupa’nın savaşma kapasitesini doğrudan etkileyecektir.
Belarus’un rolü, topraklarının ve askerî imkânlarının nasıl kullanılacağına bağlıdır. Çin, İran ve Kuzey Kore’nin Rusya’yla ilişkileri ise bu ülkelerin Avrupa’da otomatik olarak ortak cephe açacağı anlamına gelmez. Diplomatik destek, silah yardımı ve doğrudan savaşa katılmak farklı tercihlerdir.
NATO’nun 5. maddesi, bir üyeye silahlı saldırıyı bütün üyelere yapılmış sayar. Ancak her müttefikin katkısı aynı değildir; antlaşma, silahlı kuvvet kullanımı dâhil gerekli gördüğü yardımı yapmasını öngörür. Dolayısıyla savaşın kapsamı, saldırının niteliğine ve müttefiklerin kararlarına bağlı olacaktır.

Türkiye’nin önündeki askerî ve ekonomik sınav
Türkiye, NATO üyeliği, Karadeniz kıyıları ve Boğazlar üzerindeki egemenliği nedeniyle böyle bir krizden doğrudan etkilenecektir. Ankara’nın karşılaşacağı baskı; hava ve deniz güvenliği, ikmal faaliyetleri, kritik tesislerin korunması ve ittifak dayanışması üzerinden gelişebilir.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi bu tabloda temel stratejik araçtır. Savaş gemilerinin geçiş rejimi, Türkiye’nin güvenliği ile Karadeniz’deki askerî dengenin korunması açısından belirleyici önem taşır. Uygulamanın kapsamı, savaşın taraflarına ve Türkiye’nin hukuki konumuna göre değerlendirilmek zorundadır.
Ekonomik etkiler ise çatışma Türkiye’ye ulaşmadan hissedilebilir. Enerji ve navlun maliyetleri enflasyonu artırabilir; Avrupa’daki durgunluk ihracatı, güvenlik kaygıları turizmi zayıflatabilir. Karadeniz ticaretindeki aksamalar, tarımsal ürün ve sanayi girdilerinin teminini zorlaştırabilir.
Türkiye’nin önceliği, savunma hazırlığını,ekonomik dayanıklılıkla birlikte güçlendirmek olmalıdır. Fon soygunu bunun yapılamayacağını gösteriyor. Fon soygununa neden milli güvenlik meselesidir dediğim umarım, şimdi daha iyi anlaşılıyordur.
Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, kritik altyapının korunması ve diplomatik kanalların açık tutulması aynı stratejinin parçalarıdır. Avrupa’da savaş kaçınılmaz değildir. Ancak Ankara’nın hazırlığını, savaşın çıkmayacağı varsayımına dayandırması da yeterli olmayacaktır.

İlgili Kaynakça
https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/cbp-10427/
https://www.lbc.co.uk/article/armed-forces-germany-rearming-5HjdSNQ_2
https://www.consilium.europa.eu/en/policies/european-defence-readiness/
https://www.mfa.gov.tr/implementation-of-the-montreux-convention.en.mfa
https://www.bundeswehr.de/en/mission-and-tasks/exercises/steadfast-dart-2026
https://www.nato.int/en/what-we-do/partnerships-and-cooperation/relations-with-ukraine
https://www.nato.int/en/what-we-do/introduction-to-nato/collective-defence-and-article-5
https://amp.dw.com/en/german-and-uk-military-chiefs-state-case-for-rearming/a-75983486
https://www.gov.uk/government/speeches/chief-of-the-defence-staff-speech-15-december-2025