Yasemin TAŞKöşe YazarıKENDİ HAYATINDA FİGÜRAN OLMAK
Sesli Dinle
Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.
İnsan Ne Zaman Kendini Unutur?
Başkalarını mutlu etmek için yaşarken kendi hayatımızın başrolünü kaybediyor olabilir miyiz?
İnsan bazen hayatını yaşadığını düşünürken aslında başkalarının beklentilerini yerine getiriyordur. Kiminin ailesini memnun etmesi, kiminin toplumun onayını alması, kiminin ise çevresine güçlü görünmesi gerekir. Zamanla bu beklentiler, kişinin kendi isteklerinin önüne geçer. Bir gün geriye dönüp baktığında ise kendisine ait sandığı hayatın içinde kendisini ne kadar az gördüğünü fark eder.
Peki, insan kendi hayatında nasıl figüran olur?
Bu durum çoğu zaman büyük kararlarla değil, küçük vazgeçişlerle başlar. İstemediği hâlde kabul edilen bir davet, kırılmasın diye söylenemeyen bir söz, tepki çekmemek için gizlenen bir düşünce. İnsan, ilişkilerini korumak adına kendisinden küçük parçalar vermeye başlar. Her seferinde bunun önemsiz olduğunu düşünür. Ancak bu küçük vazgeçişler biriktiğinde, kişinin kendi ihtiyaçlarıyla arasındaki mesafe büyür.
Psikolojik açıdan bakıldığında, sürekli onay aramak ve reddedilmekten korkmak, kişinin davranışlarını başkalarının beklentilerine göre düzenlemesine neden olabilir. Kişi, değerli olabilmek için faydalı olması gerektiğine, sevilmek için herkesi memnun etmesinin şart olduğuna inanabilir. Böylece sevilmek ile kendinden vazgeçmek arasında yanlış bir bağ kurar.
Oysa herkesi memnun etmek mümkün değildir. İnsan ne kadar çabalarsa çabalasın, birinin beklentisini karşılarken diğerininkini karşılayamayabilir. Üstelik başkalarının onayını hayatının temel ölçütü hâline getirdiğinde, kendi kararlarının sorumluluğunu da giderek başkalarına bırakır.
Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar. Başkalarını kırmamak için kendimizi ne kadar kırıyoruz?
Sürekli uyum sağlayan, her soruna yetişen, herkesin derdini dinleyen kişi dışarıdan güçlü ve fedakâr görünebilir. Ancak onun da yorulmaya, hayır demeye, anlaşılmaya ve destek istemeye ihtiyacı vardır. Fedakârlık elbette ilişkilerin değerli bir parçasıdır. Fakat kişinin kendi varlığını sürekli geri plana atması, zamanla öfkeye, tükenmişliğe ve içsel bir boşluk hissine dönüşebilir.
Kendi hayatının başrolüne dönmek, bencil olmak anlamına gelmez. Bu, başkalarının ihtiyaçlarını önemserken kendi ihtiyaçlarını da hesaba katabilmektir. Her isteğe evet demek zorunda olmadığını, herkesin duygularından sorumlu olmadığını ve bazen anlaşılmamayı göze alabileceğini öğrenmektir.
Belki de değişim, büyük kararlarla değil, küçük sorularla başlayacaktır.“Ben gerçekten ne istiyorum?”“Bu kararı kendi değerlerime göre mi veriyorum, yoksa birilerini hayal kırıklığına uğratmaktan mı korkuyorum?” “ Bugün kendim için ne yaptım?”
Bu soruların yanıtları her zaman kolay olmayabilir. Çünkü insan, yıllarca alıştığı rolleri bırakırken suçluluk hissedebilir. Ancak suçluluk hissetmek, her zaman yanlış bir şey yaptığımız anlamına gelmez. Bazen yalnızca alışılmış düzenin dışına çıktığımızı gösterir.
Hayat, başkalarının beklentilerini karşılamak için tüketilecek kadar kısa, kendi sesimizi duymadan geçirilecek kadar da önemsiz değildir.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanıdır. Yaşadığımız hayat gerçekten bizim mi, yoksa bize biçilen rolleri başarıyla oynadığımız bir sahne mi?
Çünkü insanın en büyük kaybı, başkalarının gözünde değerini yitirmesi değil, kendi gözünde kim olduğunu unutmasıdır.