Ömür ÇELİKDÖNMEZKöşe YazarıRant Çarkı ve İmar İhmali: Şişli’den Türkiye’ye Kent Cinayetleri ve Yarım Kalan Adalet…

Sesli Dinle
Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.
Türkiye’de çarpık kentleşme, özellikle 1950’li yıllardan itibaren belirginleşerek kamuoyunun gündemine girmesi, 1948’de başlayan Marshall Yardımı kapsamında sağlanan traktörler ve tarımsal krediler, Demokrat Parti döneminde tarımda makineleşmenin hızlanmasıyla ortaya çıktı.
Tarımsal üretimi artıran bu dönüşüm, kırsal kesimde insan gücüne duyulan ihtiyacı azaltarak geçimini tarım işçiliğinden sağlayan nüfusun kentlere yönelmesini hızlandırmakla kalmadı, Karayolu ağının genişlemesi ve kentlerdeki sanayi, ticaret ve hizmet sektörlerinin sunduğu iş olanakları da göçü teşvik etti.
Küçük Amerika özlemi çarpık kentleşmenin motoru oldu

“Küçük Amerika” söylemi Demokrat Parti ile başlamadı. CHP döneminde Nihat Erim tarafından da dile getirildi; Demokrat Parti de sahip çıktı. Demokrat Parti döneminde sürdürülen “Türkiye’yi Küçük Amerika yapma” söylemi, Amerikan refahını örnek alan kalkınma anlayışının siyasi ifadesiydi.
Bu anlayışın teşvik ettiği hızlı büyüme ve modernleşme beklentisi, tarımda makineleşme ve kentlerde yoğunlaşan yatırımlarla birlikte değerlendirildiğinde, dönemin toplumsal değişim ve dönüşümünü açıklayan unsurlardandır.
Ancak hızlanan göçün yeterli konut, altyapı ve şehir planlamasıyla karşılanamaması, gecekondulaşmanın ve çarpık kentleşmenin yaygınlaşmasına zemin hazırladığı da bir gerçek.
Çarpık kentleşmenin, yeterli şehir planlamasının yapılmaması ve artan konut ihtiyacını karşılayacak politikaların geliştirilememesi sonucunda ortaya çıktığı söylenebilir.
Kentlerin hazırlıksız yakalandığı hızlı nüfus artışı karşısında kamusal konut politikalarının yetersiz kalması, altyapıdan ve denetimden yoksun gecekondu mahallelerinin hızla çoğalmasına zemin hazırladı.
Türkiye İmar affı tuzağına düşürüldü

1980’lerden itibaren çıkarılan imar afları ve rant odaklı arazi tahsisleri, gecekondulaşmanın zamanla çok katlı, ruhsatsız ve yeterli mühendislik hizmeti almamış betonarme yapılara dönüştürdü. Böylece çarpık kentleşme kalıcılaştığı gibi, kentlerin planlı gelişimi yerine, afetlere karşı dayanıksız, yoğun ve niteliksiz bir yapı stoku oluştu.
Günümüzde çarpık kentleşme, yalnızca yatayda yayılan kaçak yerleşimlerle sınırlı değil. Altyapı kapasitesi gözetilmeden artırılan yapı yoğunluğu ve kamu yararından çok rant beklentisiyle yürütülen bazı kentsel dönüşüm uygulamaları da bu sorunu her geçen gün derinleştiriyor.
Dere yatağına ev yapma, sel alır

Kentin tamamı düşünülmeden, yalnızca belirli bir arsa veya bina için yapılan imar planı değişiklikleri ve usulsüz uygulamalar, plansız yapılaşmayı artırıyor. Yeşil alanların yok edilmesi ve doğal su akış güzergâhlarının yapılaşmaya açılması, kentlerin afetlere karşı direncini zayıflattığı da bir gerçek.
“Su akar, yolunu bulur” sözünün hatırlattığı tarihî uyarıyı görmezden gelen bu anlayışın sebeb olduğu, şiddetli yağışların yıkıcı sonuçlarını ağırlaştırdığına tanıklık ediyoruz.
Nitekim bu sorunun en güncel örneklerinden biri, 14 Ekim 2026’da İstanbul’un Sarıyer ilçesine bağlı Ayazağa Mahallesi’nde yaşanan sel ve su baskınlarıdır. Felaketin ardından dere ıslahı için yatağa inşa edilmiş bazı yapıların yıkılmasına karar verilmesi, yerleşim ve imar kararlarında suyun doğal akışının gözetilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.
Geçmişten bugüne dere yatağı felaketleri

11 Eylül 1957’de Ankara'da Hatip Çayı’nın taşmasıyla Mamak, Saimekadın, Demirlibahçe, Bentderesi ve Dışkapı başta olmak üzere çok sayıda yerleşim alanı sular altında kaldı. Büyük can kayıplarına yol açan felaket, Ankara’nın hafızasında derin izler bıraktı.

9 Eylül 2009’da İstanbul’da şiddetli yağışlarla taşan Ayamama Deresi, Basın Ekspres Yolu ve çevresinde büyük yıkıma neden oldu. Dere havzasındaki yoğun yapılaşma ve doğal akış alanlarının daraltılması, taşkının etkilerini ağırlaştırdı. İstanbul genelindeki sel felaketinde 31 kişi hayatını kaybetti.

11 Ağustos 2021’de Kastamonu, Bozkurt’ta Ezine Çayı’nın taşmasıyla ilçe merkezinde ağır bir yıkım yaşandı. Dere yatağı ve taşkın alanlarındaki yapılaşma, yerleşimlerin sel tehlikesi gözetilerek planlanmasının hayati önemini yeniden gündeme getirdi.
Bu felaketlerin ortak dersi açıktır: dere yatakları ve taşkın alanları, üzerine bina yapılabilecek boş araziler değildir. Suyun yolunu yapılaşmaya açan her karar, insan hayatını ve kentlerin geleceğini tehlikeye atar.
İmar barışı aslında kentlerin idam fermanı

Ruhsatlandırma ve yapı denetimindeki aksaklıklar ile “İmar Barışı” gibi dönemsel düzenlemeler de bu sorunları derinleştirmekte, kentlerin kimliğine zarar vermektedir.
Rant baskısının yüksek olduğu metropollerde zemin özellikleri, ulaşım kapasitesi ve altyapı olanakları dikkate alınmadan yükselen yoğun yapı blokları, deprem ve sel gibi afetlerin yol açabileceği kayıpları artırmakta.
Bu yapılaşma biçimi, afet sonrasında ulaşım, tahliye, arama kurtarma ve yardım faaliyetlerini de güçleştiriyor. Türkiye genelindeki bu tarihsel ve yapısal sorunun izlerini, İstanbul’un yoğun ticaret ve finans merkezlerinden Şişli’de de görmek mümkün.
Şişli’de deprem riski: enkazın kapattığı yollar, sokağa sığmayan hayatlar
Şişli’deki yapılaşmanın afet hazırlığı açısından doğurduğu sorunların somut örneklerinden biri, Gülbağ bölgesindeki toplanma alanı tartışmasıdır. Sözcü’nün 24 Ekim 2019 tarihli haberinde, binalarla çevrili dar bir ara sokağın deprem toplanma alanı olarak gösterildiği fotoğrafıyla birlikte aktarılmıştır. Bu örnek, deprem sırasında evlerinden çıkan insanların güvenli ve yeterli açık alanlara nasıl ulaşacağı sorusunu gündeme getirmiştir.
İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Şişli için hazırladığı Olası Deprem Kayıp Tahminleri Kitapçığı ise binaların yollara yıkılması sonucu ulaşımın engellenmesi ihtimalini ele almaktadır. Böyle bir durumda ambulansların, itfaiyenin ve arama kurtarma ekiplerinin müdahale noktalarına ulaşması güçleşeceğini söylemek için kahin olmaya yok.
Çalışmada, 7,5 büyüklüğündeki senaryo depreminde yaklaşık 4.845 hanenin, yani 14.535 kişinin acil barınmaya ihtiyaç duyabileceği de öngörülmektedir. Bunlar kesin sonuçlar değil, afet öncesinde yapılması gereken hazırlıklara yol gösteren iyi niyetli senaryo tahminleridir.
Bu veriler, Şişli’de afetlere hazırlığın yalnızca binaların güçlendirilmesiyle sınırlı tutulamayacağını göstermez mi? Güvenli toplanma alanlarının, açık tutulacak ulaşım güzergâhlarının, tahliye olanaklarının ve geçici barınma kapasitesinin birlikte planlanması gerekmez mi?
Depremin yol açtığı yıkımın büyüklüğünü anlamak için İstanbul Teknik Üniversitesinin (İTÜ) Mart 2023’te yayımladığı, 6 Şubat depremlerine ilişkin nihai rapora bakmak yeterlidir. Raporda, deprem sonrasında oluşan enkaz atığı miktarının 100 ila 138 milyon ton arasında olduğu tahmin edilmektedir.
Bu miktarın ne anlama geldiğini biliyor musunuz?
Bu, yalnızca yıkılan binaların ağırlığı değildir. Aynı zamanda yıllar boyunca biriken planlama hatalarının, yetersiz denetimin ve dikkate alınmayan uyarıların ortaya çıkardığı yıkımın boyutudur.
Depremden etkilenen ve yaklaşık 13,5 milyon kişinin yaşadığı 10 il için AFAD koordinasyonunda hazırlanan İl Afet Risk Azaltma Planlarında, yerleşim alanlarının önemli bir bölümünün gelişmeye elverişli olmayan zeminlerde bulunduğuna dikkat çekilmiş; bu alanlardaki eski ve zayıf yapı stokunun yenilenmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Öyleyse şimdi sormazlar mı?
Merkezî ve yerel yönetimler, bu tespitlerin ardından hangi önlemleri aldı? Riskli yapıların yenilenmesi, yerleşim kararlarının gözden geçirilmesi ve denetimin güçlendirilmesi için ne yaptı?
İmar kararları alınırken kamu yararı mı, müteahhitlerin ve siyasi çevrelerin çıkarları mı gözetildi? Belediye başkanları, müteahhitler ve aracılar arasındaki ilişkiler ne ölçüde denetlendi? Rant paylaşımına hizmet eden bağlantıların ve kapalı kapılar ardındaki pazarlıkların üzerine gidildi mi?
İnsan hayatını ikinci plana iten bu anlayışa yazıklar olsun!

İTÜ raporunun ortaya koyduğu tablo, meselenin yalnızca depremin büyüklüğüyle açıklanamaz. Yerleşim alanlarının seçiminden son 50–60 yıllık hızlı şehirleşme sürecindeki imar ve yapılaşma uygulamalarına, imar planlarının hazırlanması ve onaylanmasındaki yetki ve sorumluluklardan imar aflarına kadar uzanan geniş bir sorunlar zinciri söz konusudur. Yüksek riskli yapı stoku ve yapı denetimindeki aksaklıklar da bu zincirin temel halkalarıdır.
Deprem doğal bir olaydır; ancak yol açtığı kayıpların büyüklüğü, yapıların güvenliğiyle, yerleşim kararlarıyla ve kamu yönetiminin aldığı ya da almadığı önlemlerle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle yaşananları yalnızca “Asrın Felaketi” ifadesiyle açıklamak, merkezî ve yerel yönetimlerin sorumluluklarını tartışmanın dışında bırakamaz.
İmar aflarıyla riskli yapılaşmanın sürmesine izin veren, bilimsel uyarıları dikkate almayan ve denetim görevini gereği gibi yerine getirmeyen anlayışın hesabı sorulmalıdır. İnsanların yaşadığı büyük acıyı yalnızca depreme ve ilahi kadere bağlayan açıklamalar, ihmalleri ortadan kaldırmaz; sorumluların hesap verme yükümlülüğünü de sona erdirmez.
Rant çarkı, imar soruşturmaları,yozlaşmanın boyutu
Beton” çakıl, kum gibi "agrega" denilen maddelerin bir bağlayıcı madde ve su ile birleştirilmesinden meydana gelen inşaat yapı taşıdır. Beton denince akla gri renkte taş gelir. Gri veya ona yakın rengi günümüzde kullanılan bağlayıcı maddenin çoğunlukla Portland çimento olmasındandır.
“Betonlaşma” kavramıyla özellikle büyük şehirlerde insanların doğanın her alanını tahrip etmeleri, binayla, havuzla, yapay şelale ve parke taşlarla, büyük “AVM”ler ile doğanın yok olması anlatılır.

Şişli, Türkiye'nin metrekare başına düşen gayrimenkul değeri en yüksek bölgelerinden biridir. İlçedeki imar usulsüzlükleri sıradan bir ruhsat esnetilmesinin veya basit bir idari aksaklığın çok ötesine geçmiştir. Şişli Belediyesi bünyesinde geçmişte resmi mühürlerin çalınması, usulsüz ruhsat düzenlenmesi ve yüzlerce binanın tapu iptali veya kaçak durumuna düşmesi gibi olaylar kapsamlı adli soruşturmalara konu olmuştur.
Düğün evinin defcisi ölü evinin yascısı neden olunur?
Belediye bünyesindeki imar ve iskan süreçleriyle ilgili soruşturma dosyalarına yansıyan ifadelerde; büyük ölçekli gayrimenkul, AVM ve otopark projelerinde imar artışı ile tadilat onayları karşılığında milyon dolarlık kayıt dışı aktarımların veya maddi çıkarların talep edildiği iddiaları yer almaktadır.

Bu yozlaşma ağı, kamu çıkarını savunan bürokratlar üzerinde ağır bir tehdit mekanizması oluşturuyor. Şişli Belediyesi’nde usulsüz imar ve ruhsat işlemlerine karşı yürüttüğü çalışmalarla tanınan İmar ve Şehircilikten Sorumlu Başkan Yardımcısı Cemil Candaş’ın, 18 Temmuz 2016’da makamında uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetmişti .
Bu menfur saldırı imar rantının belediye bürokrasisi üzerindeki kanlı baskısının en acı örneklerinden biridir. Mahkemenin tetikçi Şenol Şahin’i, Candaş’ı yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmekten ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm etmesi, saldırının kamu göreviyle bağlantısını da ortaya koymuştur.

Cinayet davasında Rıza Keten ve Mithat Yılmaz 16’şar yıl, Hacı Avcı ve Engin Gölve ise sekizer yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Soruşturma kapsamında Mustafa Sarıgül’ün oğlu Emir Sarıgül’ün de ifadesine başvurulmuştur.
Basına yansıyan iddianame anlatımlarında Selahattin Keten’in, ruhsat işlemlerinin çözülmesi karşılığında Emir Sarıgül’e toplam 300 bin dolar verdiği iddiası yer almıştır.
Ancak bu beyanı kanıtlanmış bir rüşvet ilişkisi veya cinayete iştirak bulgusu olarak sunmak mümkün değildir. Emir Sarıgül kendisine yönelik iddiaları reddetmiş, Selahattin Keten ise cinayet davasında beraat etmiştir. İncelenen karar haberlerinde Mustafa Sarıgül veya Emir Sarıgül hakkında bu cinayetten verilmiş bir mahkûmiyet bulunmamaktadır.
Adalet ve İçişleri Bakanlarına çağrı: Cemil Candaş dosyası yeniden açılsın!
Buradan Adalet Bakanı Akın Gürlek ile İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye birçok cinayet veya suikast dosyasında yapılan açık çağrı yinelensin. Cemil Candaş dosyasının, cinayetin arkasındaki imar ve ruhsat ilişkileri yönünden yeniden açılmasını gerektirecek deliller bulunup bulunmadığının yetkili adli makamlarca değerlendirilmesi için görev ve yetkileriniz çerçevesinde harekete geçilsin
Araştırılmamış bağlantılar ve değerlendirilmemiş deliller varsa bunların ortaya çıkarılmasını sağlayın. Dosyaya yansıyan para, nüfuz ve iş takipçiliği iddialarının hangi işlemlerle sonuçlandırıldığı kamuoyuna açıklansın.
Kamu görevlisini makamında hedef alan bu saldırının bütün bağlantılarının aydınlatılması, kamu çıkarını savunan her bürokratın güvenliği ve DEVLET’in adalete olan güveni koruma sorumluluğu açısından zorunludur.
Can güvenliği, doğal afetler ve alınmayan önlemler
Modern çağın insanı balık hafızalı. Kolektif hafızanın yerinde yeller esiyor. Yahya Kemal'in “Kökü mazide olan âtiyim” dizesi kimsenin umurunda değil. Hele hele Mehmet Akif’in; “Tarih'i 'tekerrür' diye tarif ediyorlar;/ Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi tarih?.." dizelerinin güncelliği yürek sızlatıyor.
İmar süreçlerinin teknik gerekçeler ve kamu yararı yerine usulsüzlükler ve rant baskısıyla yönetilmesi, Şişli’nin fiziki yapısında telafisi imkânsız afet riskleri yaratmaktadır. Şişli'deki dar sokaklar, bitişik nizam ve ortalama 30-40 yıllık binalar olası bir Marmara depreminde en büyük kriz alanlarından birini oluşturmaktadır.
Ninaların taşıyıcı kolonlarını kesen baş keser

İlçede ticari alan kazanmak amacıyla binaların taşıyıcı kolonlarının kesilmesi, kaçak kat çıkılması veya zemin katlarda usulsüz tadilat yapılması gibi müdahaleler, binaların statik dengesini bozarak olası bir sarsıntıda toptan çökme ve "toplu mezar" olma riskini katlamaktadır.
Deprem tehlikesinin yanı sıra, Mecidiyeköy, Gülbahar ve Fulya gibi kot olarak alçakta kalan ya da eski dere yatakları üzerine inşa edilen kesimlerde, imar planlarında su tahliye hatlarının dikkate alınmaması ve altyapı yetersizlikleri nedeniyle her şiddetli yağışta kentsel sel ve su baskınları yaşanmaktadır.
İhdas veya imar planı değişiklikleriyle kamusal park, yeşil alan ve otopark parsellerinin yapılaşmaya açılması ise afet anında hayati önem taşıyan tahliye, toplanma ve acil müdahale koridorlarını tamamen kapatmaktadır. Tüm bu tablonun temelinde, yerel yönetimlerdeki idari denetim eksikliği ve rant odaklı karar mekanizmaları yatmaktadır.
Çözüm önerisi: atamalar öncesi güvenlik soruşturması ve liyakat şart
Şişli Belediyesi ve benzeri yoğun rant baskısı altındaki yerel yönetimlerde yaşanan imar yolsuzluklarının ve afet ihmallerinin önüne geçilebilmesi için köklü idari reformlar şarttır.
Belediyelerin İmar ve Şehircilik, Yapı Kontrol, Ruhsat ve Denetim birimleri, imar ve rant kararları açısından kritik öneme sahiptir. Bu birimlerde görev yapacak bürokrat ve personel, atama öncesinde kapsamlı bir incelemeden geçirilmelidir.
Bu kapsamda, 7315 sayılı Kanun çerçevesinde güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması zorunlu kılınmalıdır. Ayrıca adayların mal varlıkları denetlenmeli, teknik liyakatleri değerlendirilmelidir.
Yetki suistimaline açık veya organik suç yapılarıyla iltisaklı kişilerin torpili, referansı kim olduğuna bakılmaksızın bu birimlerde görev alması engellenmelidir.
Bununla birlikte, imar bürokrasisine yapılacak atamalarda siyasi referanslar yerine akademik yeterlilik ve mesleki etik geçmiş esas alınmalıdır. İmar planı değişiklikleri, ruhsat başvuruları ve yapı denetim raporları, kişisel inisiyatife ve kapalı kapılar ardında alınan kararlara bırakılmamalıdır.
Bu işlemler, kayıtları geriye dönük değiştirilemeyen, halka açık ve izlenebilir dijital sistemlere entegre edilmelidir. Ancak bu sayede kentleşmenin rant odaklı değil, kamu güvenliği odaklı yürütülmesi sağlanabilir.
Burak Bozkurtlar’ın önerileri ışığında imar yönetiminde liyakat ve şeffaflık

Burak Bozkurtlar’ın “Afeti Bekleyen Değil, Riski Yöneten Devlet: Sayısal Zekâ ve Liyakat” başlıklı makalesindeki önerileri, imar yönetiminde ihtiyaç duyulan dönüşümü tamamlayan bir yaklaşım sunuyor.
Bozkurtlar, teknik yeterliliği ölçülmüş kadroların görevlendirilmesini, kurumların elindeki verilerin ortak bir risk değerlendirmesinde birleştirilmesini ve uyarıdan uygulamaya kadar bütün kararların kayda alınmasını savunuyor.
Bu yaklaşım, belediyelerde personelin dürüstlüğünü ve mesleki yeterliliğini esas alan atama süreçleriyle birlikte hayata geçirilmelidir. İmar kararlarının izlenebildiği, risk uyarılarının göz ardı edilemediği ve sorumluların hesap verdiği bir yönetim düzeni, kentleri rant baskısından korumanın ve öngörülebilir can kayıplarını önlemenin temel şartıdır.
İlgili Kaynakça
https://nek.istanbul.edu.tr/ekos/TEZ/52024.pdf
https://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/271204
https://dergipark.org.tr/tr/pub/sufesosbil/article/136172
https://gc-tr.org/soylesi-ankara-seli-ve-ankaranin-dereleri/
youtu.be/9HOy1hPbG_g?si=DTmJZ8_n41gLnc2Y
https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/252/Marshall-Planı
https://www.sozcu.com.tr/sislide-imar-operasyonu-wp1207596
https://www.dikgazete.com/yazi/asrin-felaketi-ve-haarp-6509.html
https://polen.itu.edu.tr/bitstream/11527/12279/1/705081015.pdf
odatv.com/guncel/burada-30-senedir-cete-var-1…
https://depremzemin.ibb.istanbul/uploads/prefix-sisli-666ad6cf12c5e.pdf
https://yavuzvincoglu.com/memurluga-giriste-guvenlik-sorusturmasi-2026/
https://www.odatv.com/guncel/hayri-inonu-ucu-kime-dokunursa-dokunsun-99664
https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/8179/Harry-S.-Truman-%281884-1972%29
https://www.sozcu.com.tr/istanbulda-deprem-sonrasi-toplanma-alanlari-nerede-wp5408655
yazargazetesi.com/yazi/afeti-bekleyen-degil-r…
https://www.iha.com.tr/haber-istanbulda-en-son-buyuk-sel-felaketi-2009-yilinda-yasanmisti-658765