Burak BOZKURTLARKöşe YazarıAfeti Bekleyen Değil, Riski Yöneten Devlet: Sayısal Zekâ ve Liyakat.

Sesli Dinle
Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.
Afetten sonra açıklama yapan değil, afetten önce tedbir alan bir kamu yönetimi istiyoruz.
Bir alt geçitte su yükselirken aracında mahsur kalan vatandaşın ihtiyacı, birkaç saat sonra yapılacak basın açıklaması değildir. O yolun zamanında kapatılmasıdır.
Devletin kapasitesi, felaketin ardından kaç yöneticinin kameraların karşısına geçtiğiyle ölçülemez. Tehlikenin ne kadar erken görüldüğü, bilginin kime ulaştırıldığı ve hangi tedbirin zamanında alındığıyla ölçülür.
İstihbaratın hayat kurtaran tarafı da burada başlar.
İstihbaratı yalnızca terörle mücadele, casusluk ve askerî tehditlerle sınırlayamayız. Yaklaşan tehlikeyi anlamak, farklı kaynaklardan gelen bilgileri birleştirmek ve karar vericiye zamanında sunmak, afet yönetiminin de temel ihtiyacıdır.
Yağmurun yağacağını bilmekle, o yağmurun hangi alt geçitte bir aracı sürükleyebileceğini öngörmek arasında önemli bir fark vardır. Kamu yönetiminden beklediğimiz, bu farkı kapatmasıdır.
Bilgi varsa analiz, analiz varsa karar, karar varsa uygulama olmalıdır.
İstanbul gibi bir şehirde meteorolojik tahminleri, geçmiş taşkın kayıtlarını, dere seviyelerini, altyapı kapasitesini, trafik yoğunluğunu ve saha gözlemlerini birlikte değerlendirmek zorundayız.
GAMER’in resmî belgelerinde olay öncesini, sırasını ve sonrasını kapsayan bütünleşik koordinasyon yaklaşımı bulunuyor. Bu anlayışın, kurumların görev ve yetkileri çerçevesinde afet yönetimiyle daha güçlü biçimde buluşturulması gerekiyor.
Belediye altyapı sorumluluğunu yerine getirecek. Meteoroloji tahmin ve uyarı üretecek. AFAD hazırlık ve müdahale kapasitesini yönetecek. Valilik ve ilgili kurumlar gerekli kararları alacak.
Peki bütün bu kurumların elindeki bilgiyi aynı risk tablosunda kim birleştirecek? Uyarının karara, kararın sahadaki tedbire dönüşmesini kim takip edecek?
Benim sayısal zekâ destekli kamu yönetimi çalışmalarında üzerinde durduğum mesele tam olarak budur.
Bu tip durumlarda genellikle belediye başkanları suçlanırdı; kimi zaman Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, kimi zaman valilikler tartışmanın merkezine yerleşirdi. Bugün de aynı soruların ardı arkası kesilmiyor: Bu olaylar neden tekrar yaşanıyor, sorumluluk neden yapılan işe göre değil de siyasi yakınlığa göre değerlendiriliyor? Siyasi ve idari sorumluluklar araştırılsın, hukuki karşılığı bulunan her işlem hukuk önünde değerlendirilsin; fakat tartışma burada kalmasın. Bunca teknolojik imkân varken, TEKNOFEST’te bütün enerjisini kadim Türk devletinin teknoloji çağında söz söylemesi, üretmesi, dosta güven ve düşmana korku vermesi için harcayan gençlerin çalışmalarını neden sahada değerlendirmiyoruz? O gençlerin emeği, afetleri önleyen ve insan hayatını koruyan sistemlere dönüşsün. Siyasetin hesabı görülürken milletin geleceği bekletilmesin.
Üstelik her şeye sıfırdan başlamak zorunda değiliz.
İstanbul’un elinde önemli bir teknik birikim var. İSBAK’ın geliştirdiği video analitik sistemleri; araç sayımı, sınıflandırma, yoğunluk analizi ve olay algılama gibi işlevler sunuyor. Belediyenin bilişim envanterinde İSBAK araç takip sistemi de bulunuyor. Bunlar, üzerine yeni kabiliyetler kurulabilecek mevcut kapasitelerdir.
Şimdi bu kapasiteyi afet önleme açısından düşünelim.
Çöp kamyonundan hafriyat aracına, yol bakım aracından toplu ulaşım filosuna kadar şehrin farklı noktalarına ulaşan geniş bir hareketli ağımız var. Bu araçlardaki mevcut donanımların envanteri çıkarılıp uygun olanları görüntü işleme sistemleriyle bütünleştirilebilir.
Gerekli teknik uyarlama ve saha doğrulamasıyla; yol üzerinde olağan dışı su birikmesi, kapanan güzergâhlar ve ulaşımı tehlikeye atan durumlar için erken bildirim üretilebilir. Araçlardan gelen bu bilgiler, sabit kameralar, sensörler ve meteorolojik verilerle karşılaştırılabilir.
Her kamera kendiliğinden afet sensörüne dönüşmez. Bunun mühendisliği yapılır, modeli eğitilir, hata payı ölçülür, sahada denenir. Türkiye’de bunu yapabilecek insanlar var.
Mesele, o insanlara kurumlar arasında çalışabilecekleri bir alan açmaktır.
AFAD bünyesinde sahayla sürekli çalışan bir “Afet İstihbaratı ve Öngörü” yapılanması öneriyorum.
Bu yapının analistleri, yazılım geliştiricileri ve mühendisleri; saha ekipleriyle aynı durum tablosuna bakmalıdır. Sahadan gelen bilgi analizleri güncellemeli, analizler de ekiplerin nereye yönlendirileceğini belirlemeye yardımcı olmalıdır.
AFAD’ın araçları, mobil haberleşme imkânları, keşif ekipmanları, kurtarma botları ve diğer müdahale kapasitesi, risk değerlendirmesine göre afet öncesinde konumlandırılmalıdır.
Bir botun ihtiyaç duyulan yere ulaşması için yolların kapanmasını beklememeliyiz. Bir alt geçidin tehlikeli olduğunu kabul etmek için içinde insanların mahsur kalması gerekmemeli.
Sayısal zekâ, yani yapay zekâ destekli karar sistemleri burada kullanılmalıdır: Hangi bölge öncelikli? Hangi yol kapatılmalı? Hangi ekip nerede hazır beklemeli? Hangi hastanenin ulaşımı kesilebilir? Hangi mahallede tahliye desteği gerekebilir?
Bu sorulara belirsizlikleriyle birlikte cevap üreten, önerisini gerekçelendiren ve yeni saha bilgisi geldikçe değerlendirmesini güncelleyen sistemler kurabiliriz.
Karar yetkisi ve sorumluluğu da açıkça tanımlanır. Sistem uyarıyı üretir; yetkili kişi değerlendirir, karar verir ve uygulama takip edilir.
Sayın Cumhurbaşkanımıza ve devletin ilgili mekanizmalarına buradan sesleniyorum:
Yürütmenin başında, güçlü atama ve görevlendirme yetkileri bulunurken, afet ve acil durum yönetiminde neden veriyi esas alan, teknik yeterliliği ölçülmüş ve kurumlar arasında sistem kurabilen kadrolar daha görünür biçimde görevlendirilmiyor?
Bir önceki yazımda, bir atama kararına gelinceye kadar geçen sürecin sorgulanması gerektiğini anlatmıştım. O analizin afet yönetimi açısından da değerlendirilmesini istiyorum.
Bir isim karar makamının önüne gelmeden önce hangi değerlendirmelerden geçiyor? Teknik yeterliliğini kim ölçüyor? Daha önce geliştirdiği sistemler, çözdüğü sorunlar ve sahada ürettiği sonuçlar ne kadar dikkate alınıyor?
Bir kuruma yönetici atamakla o kurumun sorun çözme kapasitesini artırmak arasında bağ kurmak zorundayız.
Bu ülkenin, ismi geri planda kalan siber öncüleri var. Kamuoyunun tanımadığı mühendisleri, yazılım geliştiricileri, veri analistleri ve sahayı bilen teknisyenleri var.
Adlarına siber öncüler deyin, teknik koordinasyon ekibi deyin, başka bir isim verin. Önemli olan; sayısal zekâ destekli sistemleri geliştirebilmeleri, mevcut sistemlerle güvenli ve hızlı entegrasyon kurabilmeleri ve ürettikleri çözümü sahada çalıştırabilmeleridir.
Bu kadrolara açık görev, gerekli kaynak ve kurumlarla çalışma yetkisi verin. Karşılığında ölçülebilir sonuç isteyin.
Hızlı entegrasyonun da bir hazırlığı vardır: Ortak veri standartları, belgelenmiş arayüzler, güvenli erişim ve düzenli tatbikatlar. Bunlar afet günü düşünülecek işler değildir.Sayın Cumhurbaşkanım, bu çalışmalara kafa yoran, paraya tamah etmeyen ve başarıdan başka hedefi olmayan, emek harcayan gençlere yol açın…
Kurumların başındaki herkese de söyleyeceğim şudur:
Her afetten sonra aynı kürsülere çıkıp “Ekiplerimiz sahada, bütün imkânlarımız seferber edildi” demeniz, önceden alınabilecek tedbirlerin yerini tutmuyor.
Uyarı ne zaman geldi? Kim gördü? Hangi karar alındı? Hangi işlem yapılmadı? Neden yapılmadı?
Bunları da açıklayın. Hatta vatandaş e-devletten gelen bildirimlere bakmak yerine oyunlaştırma teknikleriyle vatandaşı içine alan bir uygulamayla her şey şeffaf ve katılımı yüksek olan bir modele geçiş yapalım.
Sayısal zekâ destekli kamu yönetimi, vatandaşın hayatını kolaylaştırırken idarenin sorumluluğunu da görünür kılmalıdır. Uyarının, kararın ve uygulamanın kaydı tutulmalıdır.
Sırça köşklerde yaşayabilirsiniz. Zırhlı araçlarla dolaşabilirsiniz. Geçiş üstünlüğünüzle açılan yollardan ilerleyebilirsiniz. Ama trafikte sele kapılan araçta sizin bir yakınınız da olabilir. Su basan evde sizin sevdiğiniz biri de yaşayabilir.
Makamın sağladığı ayrıcalıklar, sevdiklerinizi hayatın bütün risklerinden korumaz.
Tamam; sırça köşkler, makam araçları, korumalar ve protokoller sizin olsun. Hatta başarı yine sizin hanenize yazılsın. Sistemi geliştiren mühendislerin, gecesini gündüzüne katan teknisyenlerin isimleri yine arka planda kalsın.
Ama bırakın Türk gençliği işini yapsın.
Veriye erişimin önünü açın. Kurumları birlikte çalıştırın. Teknik itirazı makamınıza karşı çıkış, risk uyarısını kurumunuza saldırı saymayın.
Gençlerin önüne yalnızca proje yarışmaları ve ödül törenleri koymayın. Gerçek bir problemi çözebilecekleri görev, kaynak ve çalışma alanı verin. Geliştirdikleri çözümü deneyin, başarılıysa uygulayın.
Her afeti engelleyemeyiz. Ancak öngörülebilir tehlikeler karşısında hazırlıksız kalmayı alışkanlık hâline getiremeyiz.
Devletin hafızası, geçmiş felaketlerin arşivinden ibaret kalamaz. Bir sonraki felakette hayat kurtaran karara dönüşmelidir.