Abdulkerim AYİDAĞAKöşe YazarıMISIR VE TÜRKİYE: TARİHÎ KARDEŞLİK, ORTAK ÇIKARLAR VE BÖLGENİN GELECEĞİ
Sesli Dinle
Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.
Kahire geçmişin derslerini çıkararak Ankara ile yeni bir stratejik sayfa açabilir mi?
Büyük devletler yalnızca ordularının gücüyle veya topraklarının genişliğiyle ölçülmez. Aynı zamanda geçmişin anlaşmazlıklarını aşabilme, halklarının çıkarlarını koruma ve güvenlik, istikrar ve refah için iş birliği yapabilecekleri ülkelerle stratejik ilişkiler kurabilme yetenekleriyle de değerlendirilir.
Bu açıdan bakıldığında Mısır ve Türkiye, geçmişteki çatışmaları geride bırakarak siyasi, ekonomik, askerî ve denizcilik alanlarında yeni bir iş birliği dönemi başlatma fırsatına sahiptir.
1. Geçmişin hataları iki halkın geleceğini belirlememelidir
Mısır, Cemal Abdünnasır döneminde Türkiye’ye yönelik izlenen düşmanca politikaların hatalarını tekrarlamamalıdır. O dönemde bölgesel siyasi anlaşmazlıklar, bölge ülkelerinin çıkarlarına zarar veren rekabet ve çatışmalara dönüşmüştür.
Geçmişteki siyasi anlaşmazlıklar kaynakların tüketilmesine, ekonomik fırsatların kaybedilmesine ve halkların birbirinden uzaklaşmasına yol açmıştır. Devletlerin ekonomik ve stratejik ittifaklar kurmak, savunma kapasitelerini güçlendirmek ve yeni pazarlara ulaşmak için yarıştığı günümüzde bu deneyimlerin tekrarlanmasına izin verilmemelidir.
Geçmişte izlenen politikaları eleştirmek, Mısır’ın tarihî konumunu veya Arap dünyasındaki rolünü küçümsemek anlamına gelmez. Aksine bu eleştiri, büyük devletlerin güçlerini eski siyasi husumetlerden değil, halklarının çıkarlarını esas alan kararlardan aldıklarını hatırlatır.
Mısır, köklü tarihi, nüfusu ve stratejik coğrafi konumuyla önemli bir devlettir. Türkiye de tarihî birikimi, ekonomik kapasitesi ve askerî gücüyle bölgenin başlıca aktörlerinden biridir.
Bu iki ülke arasındaki ilişkiler, bölgesel rekabetin bir parçası olmak yerine her iki ülkenin de gücünü artıran bir iş birliğine dönüşmelidir.
2. Siyasi anlaşmazlıklardan çok daha eski bir ortak tarih
Mısır ile Türkiye arasındaki ilişkiler yalnızca günümüzün diplomatik ilişkilerinden ibaret değildir. İki ülkenin bulunduğu coğrafyalar, yüzyıllar boyunca siyasi, askerî ve kültürel etkileşime sahne olmuştur.
MÖ 13. yüzyılda Mısırlılar ile Hititler arasında imzalanan Kadeş Antlaşması, bölge tarihinin en bilinen barış örneklerinden biridir. Bu antlaşma, çatışmanın ardından uzlaşmanın mümkün olduğunu gösteren önemli bir tarihî belgedir.
Elbette günümüzün Mısır ve Türkiye devletlerini antik çağ devletleriyle doğrudan özdeşleştirmek doğru değildir. Ancak bölge tarihi, büyük güçler arasında uzlaşmanın yeni bir fikir olmadığını açıkça göstermektedir.
Mısır tarihinde Türk ve Türkmen kökenli hanedanların ve yöneticilerin de önemli izleri vardır. Bu yöneticiler, ülkenin siyasi, askerî ve kültürel gelişiminde farklı dönemlerde etkili olmuşlardır.
Tolunoğulları ve İhşidîler dönemlerinden Memlük Devleti’ne kadar uzanan tarihî süreç, Mısır ile Türk dünyası arasındaki ilişkilerin farklı boyutlarını ortaya koymaktadır.
Bu tarihî miras içinde Nureddin Mahmud Zengi özel bir yere sahiptir. Nureddin Zengi, Suriye ve çevresinde siyasi ve askerî birliği güçlendirmeye çalışmış, Haçlılara karşı mücadelede önemli bir rol oynamış ve daha sonra Kudüs’ün geri alınmasına uzanan sürecin zeminini hazırlamıştır. Onun başlattığı mücadele, Selahaddin Eyyubi döneminde yeni bir aşamaya ulaşmıştır.
Mısır ve bölge tarihinden söz ederken Şecerüddür, İzzeddin Aybek, Seyfeddin Kutuz, Baybars, Kalavun ve el-Eşref Halil gibi isimleri de unutmamak gerekir.
Türk ve Türkmen kökenli askerî yöneticilerin önemli roller üstlendiği Memlük Devleti, Mısır ve Biladüşşam’ın savunulmasında belirleyici bir konuma sahip olmuştur.
Memlüklerin 1260 yılında Ayn Calut’ta Moğollara karşı kazandığı zafer, bölge tarihinin dönüm noktalarından biridir.
Bu tarihî şahsiyetleri hatırlatmak, Mısır tarihini yalnızca Türklere veya Türkmenlere mal etmek anlamına gelmez. Mısır’ın tarihi, farklı halkların ve toplulukların katkılarıyla şekillenmiştir. Amaç, bu tarihî katkıları görmezden gelmemek ve ortak geçmişin bütün unsurlarını hakkıyla değerlendirmektir.
Ayrıca Türk ve Türkmen kökenleri arasındaki farklılıkları ve çeşitli hanedanların tarihî bağlamlarını birbirinden ayırmak gerekir. Tarihî gerçeklere bağlılık, bu ortak mirası daha güçlü ve tartışmaya daha açık hâle getirir.
Daha sonraki dönemlerde Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın yönetimi altında Mısır önemli askerî, idari ve ekonomik dönüşümler yaşamıştır. Osmanlı Devleti ile Mısır arasındaki ilişkiler de zaman içinde iş birliğinden rekabete ve çatışmaya kadar farklı aşamalardan geçmiştir.
Bütün bunlar bize Mısır ile Anadolu arasındaki ilişkilerin her zaman sorunsuz olmadığını, ancak iki coğrafyanın tarih boyunca birbirini etkilediğini göstermektedir.
Öyleyse günümüzün siyasi anlaşmazlıklarının, halklarımızı birbirine bağlayan uzun tarihî geçmişin ve bugünkü ortak çıkarların önüne geçmesine neden izin verelim?
3. Türk yatırımları Mısır ekonomisi için gerçek bir fırsattır
Mısır ile Türkiye arasındaki ilişkiler yalnızca tarihî hatıralara ve kardeşlik söylemlerine dayanmamaktadır. Bu ilişkilerin somut bir ekonomik temeli de vardır.
Türk şirketleri Mısır’da tekstil, hazır giyim, beyaz eşya ve çeşitli imalat sanayileri başta olmak üzere birçok sektörde faaliyet göstermektedir.
Bu yatırımlar Mısırlılara istihdam sağlamakta, üretimi ve ihracatı desteklemekte, teknoloji ve tecrübe aktarımına katkıda bulunmaktadır.
Mısır’ın resmî kaynaklarında yayımlanan verilere göre Türk yatırımlarının toplamının yaklaşık 4 milyar dolar düzeyinde olduğu ve ülkede yaklaşık 200 Türk şirketinin faaliyet göstererek 100 bin civarında kişiye istihdam sağladığı belirtilmiştir. Bu rakamlar, ilgili açıklamalarda bildirilen verilere dayanmaktadır.
İki ülke arasındaki ticaret hacmi de ekonomik ilişkilerin önemli bir dayanağıdır. Şubat 2025’te yayımlanan ortak açıklamada 2024 yılı ikili ticaret hacmi yaklaşık 8,8 milyar dolar olarak belirtilmiştir. Daha sonraki Mısır kaynaklarında ise 2025 yılı için yaklaşık 6,8 milyar dolarlık bir rakam açıklanmıştır. Bu farklılık, kullanılan istatistik yöntemleri ve veri kaynakları dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
İki ülke, ticaret hacmini 2028 yılına kadar 15 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini de açıklamıştır.
Burada şu soruyu sormak gerekir:
Mısır’ın Türkiye ile ekonomik ortaklığını genişletmesi, daha fazla Türk yatırımı çekmesi ve ihracatını artırması daha doğru değil midir? Siyasi anlaşmazlıkların kalkınma fırsatlarını engellemesine neden izin verilsin?
Mısır, Afrika ile Orta Doğu’yu birbirine bağlayan stratejik konumuyla büyük bir pazara sahiptir. Türkiye ise güçlü bir sanayi altyapısına, üretim tecrübesine ve geniş ticaret ağlarına sahiptir.
Bu iki ülkenin ekonomik imkânlarını birleştirmesi, karşılıklı kazanç sağlayabilir.
İş birliği şu alanlarda genişletilebilir:
• İmalat sanayisi, tekstil ve hazır giyim.
• Elektrikli ev aletleri, teknoloji ve mühendislik sanayileri.
• Enerji ve yenilenebilir enerji.
• Ulaştırma, lojistik ve liman hizmetleri.
• İnşaat, altyapı ve yeniden imar projeleri.
• Tarım ve gıda sanayisi.
• Afrika, Arap ülkeleri ve Avrupa pazarlarına yönelik ortak ihracat.
Amaç, mevcut yatırımları daha kapsamlı bir üretim ortaklığına dönüştürmek olmalıdır. Bu ortaklık Mısır yasalarına saygı göstermeli, yeni istihdam olanakları yaratmalı ve Mısır halkına somut ekonomik faydalar sağlamalıdır.
4. Deniz iş birliği ve Mısır’ın stratejik çıkarları
Doğu Akdeniz tek bir ülkenin değil, Mısır, Türkiye, Yunanistan, Libya ve Kıbrıs dâhil olmak üzere birçok ülkenin çıkarlarının kesiştiği ortak bir coğrafyadır.
Bu nedenle deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmazlıklar, çatışma ve gerilim yoluyla değil, diyalog, müzakere ve uluslararası hukuk çerçevesinde çözülmelidir.
Türkiye Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in 24 Ekim 2026 tarihinde Mısır ile Doğu Akdeniz’deki deniz sınırları konusunda bir anlaşma yapılmasına hazır olduklarını açıkladığı ve Türkiye’nin önerdiği yaklaşımın, Yunanistan ile olası bir anlaşmaya kıyasla Mısır’a yaklaşık 15 bin kilometrekarelik ilave bir deniz yetki alanı sağlayabileceğinin ifade edildiği bildirilmiştir.
Bu açıklama, Kahire’nin ciddi biçimde değerlendirmesi gereken bir konuyu gündeme getirmektedir. Ancak söz konusu alanın Mısır için kesinleşmiş bir hukuki kazanım olduğu söylenemez. Haritaların, koordinatların, deniz yetki alanlarına ilişkin hakların ve ilgili ülkelerin tutumlarının uluslararası hukuk çerçevesinde ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekir.
Mısır yönetiminin görevi, böyle bir teklifi bağımsız ve kapsamlı bir değerlendirmeye tabi tutmak, mevcut alternatiflerle karşılaştırmak ve ülkenin egemenlik haklarını koruyarak en yüksek faydayı sağlayacak seçeneği belirlemektir.
Eğer teknik ve hukuki incelemeler Türkiye ile yapılacak bir anlaşmanın Mısır’a daha fazla yarar sağlayabileceğini ortaya koyarsa, neden bu konuda müzakere yürütülmesin?
Deniz iş birliği, egemenlikten vazgeçmek anlamına gelmez. Aksine, adil ve açık bir anlaşmaya dayanması hâlinde deniz kaynaklarından daha fazla yararlanmanın ve ulusal çıkarları korumanın bir aracı olabilir.
Mısır’ın Türkiye ile iş birliğini Yunanistan’a veya başka bir ülkeye karşı alınmış bir tavır olarak görmesi de gerekmez. Başarılı diplomasi, ulusal çıkarları korurken farklı ülkelerle dengeli ilişkiler kurmayı ve hukuki anlaşmazlıkların kalıcı siyasi çatışmalara dönüşmesini önlemeyi gerektirir.
5. Mısır ve Türkiye yeni bir bölgesel denge oluşturabilir
Bölgemiz güvenlik sorunları, siyasi çatışmalar, ekonomik krizler, deniz ulaşımına yönelik tehditler ve enerji güvenliği gibi birçok sorunla karşı karşıyadır.
Bu meselelerin hiçbiri, özellikle ekonomik ve güvenlik çıkarlarının iç içe geçtiği günümüzde, tek bir ülkenin çabalarıyla çözülemez.
Mısır ile Türkiye arasında gelişecek bir yakınlaşma şu alanlarda önemli katkılar sağlayabilir:
1. Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz’de deniz ulaşımının güvenliğinin güçlendirilmesi.
2. Libya, Suriye ve Irak’ta istikrarı destekleyen siyasi çözümlerin teşvik edilmesi.
3. Enerji ve ticaret alanlarında yeni iş birliği fırsatlarının oluşturulması.
4. Devletlerin birliğini ve egemenliğini koruyan siyasi uzlaşmaların desteklenmesi.
5. İki ülkenin onaylayacağı anlaşmalar çerçevesinde sanayi ve savunma iş birliğinin geliştirilmesi.
6. Bölge ülkelerinin ekonomik ve güvenlik krizleri karşısında daha dayanıklı hâle gelmesi.
Buradaki amaç, başka bir ülkeye karşı ittifak kurmak değil; ortak çıkarları koruyan, gerilim ihtimalini azaltan ve karşılıklı güveni güçlendiren bir ortaklık oluşturmaktır.
Güçlü devletler, güçlerini kanıtlamak için sürekli düşmanlara ihtiyaç duymaz. Onların ihtiyaç duyduğu şey; etkili kurumlar, üretken bir ekonomi ve anlaşmazlıkları müzakereye, müzakereleri de yararlı anlaşmalara dönüştürebilen bir diplomasidir.
6. Mısır halkına çağrı
Mısır halkını, siyasi ve düşünsel farklılıklarına rağmen, Türkiye ile ilişkileri Mısır’ın ulusal çıkarları açısından değerlendirmeye çağırıyorum.
Bölgenin geçmişinden miras kalan önyargılar ve eski siyasi rekabetler, iki ülkenin geleceğini belirlememelidir.
Türkiye ile yakınlaşmayı desteklemek, Mısır’ın bağımsız karar alma hakkından vazgeçmesi veya ülkenin çıkarlarına zarar veren herhangi bir anlaşmayı kabul etmesi anlamına gelmez.
Aksine, bu yaklaşım mevcut fırsatların nesnel biçimde incelenmesini, yararlı iş birliklerinin desteklenmesini ve ulusal çıkarlara zarar verecek girişimlerin reddedilmesini gerektirir.
Mısırlılar, ülkelerinin coğrafi konumundan en iyi şekilde yararlanmasını, yatırımlarını ve ihracatını artırmasını, deniz yetki alanlarına ilişkin haklarını korumasını ve komşularıyla dengeli ilişkiler kurmasını istemekte haklıdır.
Aynı zamanda şu soruyu da sorma haklarına sahiptirler:
Neden Mısır ile Türkiye arasındaki ilişkiler, sürekli bir rekabet alanı olmak yerine iki büyük devlet arasında başarılı bir iş birliği modeline dönüşmesin?
Halklar arasındaki iyi ilişkiler yalnızca konuşmalarla kurulmaz. İstihdam sağlayan projeler, hakları koruyan anlaşmalar, karşılıklı fayda yaratan ticaret ve güvenliği güçlendiren iş birlikleriyle gelişir.
7. Kardeşlik, devletlerin bağımsızlığını ortadan kaldırmaz
Mısırlılar ve Türkler, iki bağımsız devlette yaşayan, aralarında derin tarihî ve kültürel bağlar bulunan iki kardeş halktır. Her devletin kendi egemenliği, kimliği ve ulusal çıkarları vardır.
Mısır ile Türkiye arasındaki tarihî bağların yanı sıra Suriye, Irak, Libya, Cezayir, Tunus ve Fas halkları arasında da farklı tarihî ve kültürel ilişkiler bulunmaktadır.
Bu bağlar çatışmaların ve bölünmelerin gerekçesi değil, iş birliği ve karşılıklı anlayışın köprüleri olmalıdır.
Devletlerin bağımsızlığına saygı göstermek, halklar arasındaki kardeşlikle çelişmez. Tam tersine, dengeli ve istikrarlı ilişkilerin temelini oluşturur.
Mısır’ın Türkiye’nin bütün politikalarını benimsemesi gerekmediği gibi Türkiye’nin de Mısır’ın bütün politikalarını benimsemesi beklenemez.
Önemli olan, her iki tarafın birbirinin çıkarlarına saygı göstermesi ve iki ülkeye de yarar sağlayacak ortak noktaları geliştirmesidir.
Sonuç: Ortak tarihi ortak bir geleceğe dönüştürelim
Mısır ile Türkiye arasındaki tarihî bağlar, Türk ve Türkmen kökenli yöneticilerin Mısır tarihinin çeşitli dönemlerinde üstlendikleri roller, günümüzdeki ekonomik ilişkiler ve karşılıklı yatırımlar, iki ülkenin daha kapsamlı bir ortaklık kurabileceğini göstermektedir.
Ancak tarih tek başına geleceği inşa edemez. Yatırımlar da tek başına yeterli değildir. Siyasi açıklamalar, somut kararlar, açık anlaşmalar ve gerçek bir iş birliği iradesiyle desteklenmedikçe kalıcı sonuçlar doğurmaz.
Bu nedenle Mısır ve Türkiye yönetimlerini stratejik diyaloğu sürdürmeye, yatırımları ve ticareti artırmaya, uluslararası hukuk çerçevesinde deniz iş birliği imkânlarını incelemeye ve anlaşmazlıklarını doğrudan diyalog yoluyla çözmeye çağırıyorum.
Mısır halkını da Mısır’ın çıkarlarını koruyan, egemenliğini güçlendiren, ekonomisini geliştiren ve halkına yeni fırsatlar sunan her türlü yapıcı girişimi desteklemeye davet ediyorum.
Mısır’ın Türkiye ile sürekli bir düşmanlığa ihtiyacı yoktur. Türkiye’nin de Mısır ile kalıcı bir anlaşmazlık içinde olmasından hiçbir kazancı yoktur. İki ülkenin ihtiyacı; karşılıklı güven, ekonomik iş birliği, siyasi anlayış ve ortak fayda sağlayan bir stratejik ortaklıktır.
Artık ulusal çıkarların eski siyasi husumetlerin önüne geçmesinin ve ortak tarihin geleceğe uzanan köprülere dönüştürülmesinin zamanı gelmiştir.
Mısır ve Türkiye iki bağımsız devlettir; ancak iki kardeş halktır. Aralarındaki iş birliği yalnızca diplomatik bir tercih değil, iki halkın ve bütün bölgenin geleceği için değerlendirilmesi gereken stratejik bir fırsattır.