İçeriğe geç
29 Ekim 2026 Perşembe
Doç.Dr.rer-nat.Gültekin KAVUSANKöşe Yazarı

CUMHURİYETİN 103. YILINDA CUMHURİYET MÜLAHAZALARI

Giriş: 0 okunma6 dk okuma
Paylaş

Sesli Dinle

Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.

Cumhuriyet tartışması 1860'lardan beri Osmanlı aydınları arasında konuşulan bir konudur. Bunun toplumsal olarak ilki çıkıntı ucu, Jön Türkler'dir. Diğer kanser gibi çıkan siyasi uçları ise 1905 Meclis-i Mebusan’ı ve 1908 Meclisi ile 1912 Balkan yenilgisi sonrası İTC'dir. Yani cumhuriyet durup dururken değil, uzun bir hamilelik sonrası doğmuştur, temelinde ise 1789’da başlayan dünyadaki "nasyonalizm rüzgarı" etkilerinin olduğu ve bunun Osmanlı yönetiminin refahı içerisinde kalınarak başlangıçta öngörememiştir. Bunun farkına varılması ve bunun özellikle Osmanlı içerisindeki çok çok farklı boyutlardaki yankılanması 1822 Tanzimat hareketi ile ortaya çıkmıştır. Bu ortaya çıkan değişim çabasıdır ancak mutlak bir değişim bu dönemde tam ortaya çıkmamıştır. 1822 Viyana sözleşmesi de aslında Avrupa’nın da gecikmiş bir Fransız devriminin gerçek boyutunu idrakidir. Bunun Osmanlıya yansımasındaki gecikmesi Viyana sözleşmesine Osmanlı İmparatorluğunun sözleşmeye istemesine rağmen kabul edilmemesidir. Nitekim bunun sonunda 1852 Kırım yenilgisi ile noktalanmıştır.

Tanzimat dönemi ve sonrasında Osmanlı kendi içinde ekonomik ve sanayi devrimlerini yapamamış, bunun gerekliliğini ancak Abdülhamit-II zamanında idrak etmiş ve bu yönde ciddi adımlar atılmış ise de burada sanayi içeriden gelen sanayi devrimi şeklinde değil, ithal teknoloji şeklinde gerçekleşmiştir. Silah endüstrisinde temel hammadde üretimi yönünde gelişmeyerek, daha çok batıdan silah alarak ordunun ateş gücü artırılmaya çalışılmıştır. İttihat-terakki döneminde ve 1. Dünya savaşı başında da Alman teknolojisi ve topları, gemileri ile savaşılmış, bunun içinde mecburen Almanya ile ittifak yapılmıştır.

Tüm bu dönemlerde ise yükselen İngiliz kraliyetidir ve kraliyet özellikle deniz aşırı ülkeleri işgal ederek, oradaki yeraltı kaynaklarını ele geçirerek, kendi sanayisi ve kendi teknolojik bilgi üretimini hızlandırmıştır. Özellikle Anglo-Amerikan bilim adamlarının yaptığı bilimsel hamleleri, teknoloji ile birleştirerek yeni sanayi gelişimini ve 2. ENDÜSTRİYEL DEVRİMİ gerçekleştirmiştir. Onun bu gelişimini yakalamaya çalışanlar ise kıta Avrupa'sıdır.

Birinci Dünya savaşı sonrası Avrupa’da ve dünyada her şey netleşmiş, kaybedenler kulübü üyelerinin en başında Almanya ve sonrasında çok milliyetli ve çok dinli bir kozmopolit yapısını ısrarla korumaya çalışan Osmanlı İmparatorluğu (Padişahlığı)dur.

Bugünler aslında son 250 yılın bir görüntüsüdür ve hala kendi içinden kaynaklanan sanayi devrimini tam olarak “gerçekleştirememişlik”tir. Üstelik çabaların ise bu çağda artık unutulmaya başladığı ve üstünlük olarak nitelemeyecek olan eski teknolojilerin devamı niteliğinde olmasıdır. Çağdaş teknolojiden ise ne acıdır ki, Türk aydınlarının (bilim adamları) hala haberi yoktur ve bu konularda yetişmiş bir bilgi birikimli beyinleri de (toplasanız 12 elin parmaklarını geçmez), toplumsal düzeyde kabul bile görmüş değildir. Daha acısı ise, hala M.S. 900 yılın inançsal kültürüne bile ulaşamamış olan bir komedi sosyal bilim ve teokratik kültüre sahip olmaya çabalamasıdır. Neden komedi derseniz, MS.850-1250 arasındaki sanayi ve teknolojiden, özellikle fen bilimlerinden haberi bile yoktur, ne Harezmi'yi, ne İbn-i Sina'yı, ne Hallac-ı Mansur'u ne de El Cabir'i anlayamamış, sadece adlarını sosyal medyadan yazılan uyduruk yazılardan öğrenmiştir. Çünkü eğitim sisteminde hala DÜŞÜNÜP ÜRETME VE FİKİR TÜRETME değil, papağanlık önceliklidir. Bol bol diplomalar dağıtarak; bol bol akademisyen ünvanları dağıtarak çağdaş bilime ne erişilir, ne de ülkeyi ileri taşıyacak bilim insanları ve yaratıcı beyinleri yaratılabilir; daha kötüsü ise yaratıcı ve bilimde ileri düzeylere çıkartacak insanları küstürüp uzaklaştırırsınız.

****

Cumhuriyetin ilk yıllarında bireysel atılımlar ile o dönemdeki çağdaş teknolojik atılımlar siyasiler tarafından kollanmamış ve ordunun silah ve uçak ve diğer teknolojilerde atılımları, bizzat dış güçlerin etkileri ile akamete uğratılmıştır.

Son yıllardaki bazı kişisel atılımlar, sadece devletin ve toplumun manevi desteği ile biraz kıpırdamaya başlamıştır. Mevcut iktidarın omuz vermesi ile ordunun bazı yeni silahlar için çabalaması ve silah-savunma sanayisi için ciddi atılımlarda bulunması son 5-6 yılın bir emeğidir ki, dünyada söz sahibi olmanın yolunun nükleer teknoloji ve atom silahlarına sahip olmanın zorunluluğudur. Bu yönde milletçe bir amaç birliğimizde maalesef yoktur.

****

Yaşadığımız coğrafyanın bir gerçekliği vardır: Ya bu coğrafyada çok güçlü olursunuz ve coğrafyaya şekil verirsiniz; ya da güçsüz kalır, bu coğrafyaya şekil verenler size de kendilerine uyacak bir şekil verirler.

CUMHURİYETİN 103. YILI HEPİMİZE KUTLU OLSUN!

Doç_Dr_rer_nat_Gültekin_KAVUŞAN

Paylaş
Bu yazı yazarın kişisel görüşüdür.

Doç.Dr.rer-nat.Gültekin KAVUSAN — diğer yazılar

Yorumlar

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.