İçeriğe geç
17 Ekim 2026 Cumartesi
Abdulkerim AYİDAĞAKöşe Yazarı

Kardeşlere Vefa ve Dinin Bölgesel Çatışmalarda Araçsallaştırılmasına Karşı Duruş

8 okunma9 dk okuma
Paylaş

Sesli Dinle

Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.

Krizlerin giderek arttığı, dinî söylemlerin siyasi hesaplarla iç içe geçtiği bir dönemde, kardeşlik adına sergilenen tutumlara vefa göstermek, halkların ve toplumların ahlaki değerlerini ortaya koyan gerçek bir ölçüttür. Buradan hareketle şu soruyu sormak gerekir: Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Suriye halkına yönelik samimi ve cömert desteğine nasıl karşılık vermeliyiz? Takdir ve iş birliğiyle mi, yoksa dinî sloganlar arkasına sığınarak karalama kampanyaları ve anlaşmazlıklar çıkarmakla mı?

Azerbaycan, Suriye halkının yanında, vatandaşların yaşamına ve çocuklarının geleceğine doğrudan dokunan somut girişimlerle yer almıştır. Hasar gören okulların onarılması ve yeni okulların inşa edilmesi amacıyla 30 milyon dolarlık destek sağlamış, ayrıca Türkiye üzerinden doğal gaz sevkiyatı yoluyla Suriye’nin enerji sektörüne katkıda bulunmuştur. Bunlar yalnızca sözlerden ve sloganlardan ibaret değil, toparlanma ve yeniden imar sürecine yönelik somut adımlardır.

Suriyelilerin bu tutumları takdir etmesi, Azerbaycan halkına ve yönetimine teşekkürlerini ifade etmesi ve iki ülkenin halklarının çıkarlarına hizmet eden ilişkileri geliştirmeye özen göstermesi son derece doğaldır.

Birinci Bölüm: Başörtüsü Siyasi Çatışmanın Aracı Hâline Getirilmemelidir

Dinî hükümlerin tartışılması meşru bir haktır. Ancak kadınların kıyafetine ilişkin bir meselenin bağımsız bir devleti karalama kampanyasına dönüştürülmesi veya o ülkenin yönetimine karşı toplumsal tepki oluşturmak amacıyla kullanılması, dinî söylemin arkasında hangi siyasi hedeflerin bulunabileceği konusunda ciddi sorular doğurmaktadır.

Biz dine karşı mücadele edilmesini veya Müslümanların inançlarının küçümsenmesini savunmuyoruz. Aksine, dinin yorumlanması konusunda tekel iddiasına girilmesine ve fıkhî görüş ayrılıklarının siyasi baskı ve dış müdahale aracı olarak kullanılmasına karşı çıkıyoruz.

İçtihatlar ve yorumlar tarih boyunca farklılık göstermiş, toplumlar gelişmiş ve şartlar değişmiştir. Bu nedenle dinî inanç ile insanın yorum ve içtihatlarını, devletlerin kendi kanunları ve kurumları çerçevesinde aldığı siyasi kararlardan birbirinden ayırmak gerekir.

Kadınların kıyafetinin bir toplumu hainlikle suçlamak, dindarlığını sorgulamak veya insanları kendi devletlerine karşı kışkırtmak için gerekçe hâline getirilmesi kabul edilemez. Kadının onuru ve hakları ile devletin egemenliği, kışkırtma ve siyasi istismar ortamından uzak, sorumlu bir şekilde tartışılması gereken konulardır.

İkinci Bölüm: Bölgesel Rekabette Dinin Araçsallaştırılmasına Karşı Dikkatli Olunmalıdır

İran ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerde bilinen gerilimleri, İran’daki Azerbaycan Türklerinin durumuna ilişkin hassasiyetleri ve Güney Kafkasya’nın istikrarını etkileyebilecek bölgesel rekabeti görmezden gelmek mümkün değildir.

Bazı dinî ve medya kampanyalarının bu rekabet çerçevesinde istismar edilip edilmediğini sorgulamak meşrudur. Ancak sorumluluğun belirlenmesi ve istikrarı bozmayı amaçlayan örgütlü bir planın varlığının kanıtlanması, yalnızca niyetlere ilişkin varsayımlarla değil, güvenilir delillerle mümkündür.

Savunduğumuz ilke açıktır: Hiçbir devlet, dini veya millî bağları başka bir devletin iç işlerine müdahale etmek için gerekçe olarak kullanmamalıdır. Aynı şekilde, siyasi hedeflere ulaşmak uğruna toplumsal ayrışmalar körüklenmemelidir.

Gerek Azerbaycan Cumhuriyeti’nde gerekse İran’da yaşayan Azerbaycan Türkleri, kimliklerine, kültürel haklarına ve ana dillerine saygı gösterilmesini hak etmektedir. Bu insanlar, hükümetler arasındaki çatışmalarda birer siyasi koz hâline getirilmemelidir.

Üçüncü Bölüm: Türkiye-Azerbaycan İlişkileri Sıradan Bir Mesele Değildir

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler; tarihî, kültürel ve dilsel bağların yanı sıra enerji, ulaşım, güvenlik ve ekonomi alanlarındaki stratejik iş birliğine dayanmaktadır. Bu ortaklık, iki ülkenin bölgedeki konumunu güçlendirmiş ve bölgesel iş birliği açısından önemli bir güzergâh oluşturmuştur. Azerbaycan doğal gazının Türkiye üzerinden Suriye’ye ulaştırılması da bu iş birliğinin somut örneklerinden biridir.

Bu nedenle iki halk arasında düşmanlığı körükleyebilecek veya aralarındaki bağları sorgulatabilecek söylemler, sorumluluk bilinciyle yeniden değerlendirilmelidir. Dinî ve siyasi anlaşmazlıklar, bu ilişkiyi zayıflatmanın ya da bölge halklarını daha fazla kutuplaşmaya sürüklemenin araçlarına dönüştürülmemelidir.

Azerbaycan’ı savunmak, onu eleştiriden muaf tutmak anlamına gelmez. Asıl mesele, eleştirinin karalama kampanyalarına veya çifte standartlara değil, gerçeklere ve hakkaniyete dayanmasıdır.

Bu bağlamda Türkiye ile Azerbaycan arasındaki yakın ortaklığı ve Azerbaycan-Ermenistan çatışmasının bölgede bıraktığı derin izleri de hatırlamak gerekir. Bölge ülkelerinin egemenliğine saygı gösterilmesine, halklara yönelik saldırılara yol açan veya çatışmaları uzatan politikalara destek verilmemesine dayalı ilişkiler kurulmasını savunmak hakkımızdır. Bu ilke, söz konusu politikaların kaynağı hangi ülke olursa olsun geçerlidir.

Dördüncü Bölüm: Cömertçe Yapılan İyiliklere Vefa Göstermek Ahlaki Bir Görevdir

Bir devlet okullarımızın yeniden inşasına katkıda bulunuyor, enerji sektörümüzü destekliyor ve vatandaşlarımızın yaşam koşullarının iyileştirilmesine yardımcı oluyorsa, bizim de en azından bu tutumu takdir etmemiz, haksızlıktan ve dayanaksız suçlamalardan kaçınmamız gerekir.

Bizden beklenen, hatalar karşısında susmak veya eleştiri hakkımızdan vazgeçmek değildir. Beklenen; nankörlüğe ve kanıta dayanmayan karalamalara karşı durmak, devletlerin tutumlarını yalnızca sloganlarla değil, eylemleri ve somut gerçeklerle değerlendirmektir.

Okullara ulaşan yardımlar eğitime ihtiyaç duyan çocuklara hizmet eder. Enerji santrallerine ulaştırılan doğal gaz ise vatandaşların ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunur. Bu insani çıkarlar, yeni anlaşmazlıkları körüklemek için değil, iş birliğini geliştirmek için bir köprü olmalıdır.

Azerbaycan’ın politikalarına katılmayanlar, itirazlarını gerekçeler ve somut olgular üzerinden dile getirmeli; aynı zamanda Azerbaycan halkının kendi işlerini yönetme, kendi kanunlarını ve kurumlarını belirleme hakkına saygı göstermelidir.

Sonuç: İyiliğe Nankörlükle Karşılık Vermeyin

Bölgemizin daha fazla nefrete ve bölünmeye değil; erdemli bir siyasi kültüre, yapılan iyilikleri takdir etmeye, farklılıklara saygı göstermeye ve dinin ve milliyetin nüfuz mücadelelerinde istismar edilmesini önlemeye ihtiyacı vardır.

Suriye’deki okulların onarımına katkıda bulunan ve ülkemizin enerji ihtiyacının karşılanmasına destek olan Azerbaycan’ın tutumları, karalama kampanyalarının hedefi hâline getirilmek yerine hakkaniyetle değerlendirilmelidir. Türkiye ile Azerbaycan’ın stratejik bağlarını korumaya ihtiyacı vardır; iki halk arasındaki ayrılığı körükleyen söylemlere değil.

Bunu açıkça ifade edelim: İran halkına karşı değiliz ve halklar arasında düşmanlık yaratmayı savunmuyoruz. Ancak devletlerin iç işlerine müdahale edilmesine ve dinin egemenlik kurma ya da istikrarı bozma aracı olarak kullanılmasına karşıyız.

Arap atasözü, nankörlüğün sonucunu çarpıcı bir ifadeyle anlatır: “Yılanı besleyenin karşılığında ısırılması gibi.” Bununla birlikte, bize düşen en doğru tutum, genelleme yaparak kimseye haksızlık etmemek, iyiliğe kötülükle karşılık vermemek ve siyasi çekişmelerin vefa ve hakkaniyet görevimizi unutturmasına izin vermemektir.

Çünkü vefa boyun eğmek değildir; eleştiri karalama değildir; din, tahakküm aracı değildir. Halklar arasındaki dostluk ise dürüstlük, karşılıklı saygı ve yapılan iyiliklerin karşılığını verme bilinciyle korunur.

Paylaş
Bu yazı yazarın kişisel görüşüdür.

Yorumlar

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.