Prof. Dr. Mehmet Münir DEDEOĞLUKöşe YazarıVeliler Okul Basıp Öğretmen Dövüyor! Öğretmene Şiddet Nasıl Engellenir?
Sesli Dinle
Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.
Bu tablo tam olarak bir önceki yazımızda konu edindiğimiz “kamusal alan algısı, devlet/otoritesınırlarının belirsizliği” ve fiziki/hukuki altyapı eksikliği meselelerinin doğrudan eğitim kurumlarına yansımasıdır: Örneğin, Almanya’da velinin veya görevlilerin dışında hiçbir vatandaşın okullara rastgele girememesi, velinin okul ve öğretmeni kutsal bilmesinden değildir. Aksine okulun sınırlarının netliği ile okul yönetimi ve görevlilerinin yetkileridir. Anlaşılıyor ki veli, devlet okullarının müşterisi değildir ve olmamalıdır.
Okul ile velilerinin ilişkisi, devlet sisteminin hukuki güvencesi altında olmalıdır. Türkiye’de bir velinin okul basıp öğretmen darp edebilmesinin temel nedeni; okulun “kamusal ve dokunulmaz bir kurum” değil, herkesin rahatça yol geçen hanına çevirdiği bir alan olarak görülmesinden beslenir.
Bunu engellemek için velilerle öğretmenleri karşı karşıya getirmeden ve yeni bir şiddet sarmalı yaratmadan atılması gereken somut adımların şunlar olduğunu düşünmekteyiz:
Okulların fiziki güvenliğini ve okul girişlerini ülke genelinde belli bir prosedüre bağlayarak standartlaştırmak: Birçok Avrupa ülkesinde okul kapıları ders başladığı anda kilitlenmekte ve içeriye randevusuz, kimlik kontrolsüz ve gerekçesiz kimse alınmamaktadır. Bu bağlamda randevusuz girişlere yasak getirilmelidir. Acil durumlarda ise ancak polis veya jandarmanın eşliğinde çocuğun okuldan alınmasına izin verilmelidir: Veli, "çocuğumun montunu vereceğim" veya "öğretmenle bir şey konuşacağım" diyerek kapıdan elini kolunu sallayarak girememeli. Veli-öğretmen görüşmeleri ancak okul idaresinin belirlediği randevu saatlerinde ve özel görüşme odalarındayapılmalıdır.
Tüm okullara giriş güvenliği ve turnike/kart sistemi getirilmelidir: Okul kapılarında sadece yaşlı bir nöbetçi öğretmen veya silahsız, yetersiz bir personel değil; profesyonel, yetkili ve caydırıcı güvenlik mekanizmaları bulundurulmalıdır. Bu meyanda savunma ve yakın dövüş sanatında kendini ispatlamış veya askerliğini uzman çavuş olarak yapmış insanlardan memuriyete mani fiziksel ve ruhi engeli olmayanlar, devlet çalışanı adı altında güvenlik elemanları olarak istihdam edilmelidir.
Türkiye’de şiddetin en büyük tetikleyicilerinden diğer bir neden ise öğretmen ile veli arasındaki sınırların kalkmasıdır.WhatsApp gruplarının ve kişisel telefonlara ulaşıma sınır getirilmelidir: Öğretmenlerin her an erişilebilir olmaları onların saygınlığı açısından doğru değildir. Öğretmen, bir ilk yardımla sorumlu sağlık ve güvenlik elamanı değildir. O, bilgi ve irfanı yeni nesillere taşıyan toplumun en saygın tabakasıdır veya öyle olmak durumundadır.
Bu durum öğretmen-veli ilişkilerinde kurumsal mesafeyi yok etmektedir. Velinin, gece vakti mesaj atabildiği öğretmeni "kendi hizmetinde" görmesi doğru bir yaklaşım değildir.Veli-öğretmen iletişimi sadece okulun resmi dijital panoları (E-Okul, MEB iletişim sistemleri) üzerinden yürümelidir, asla veli öğretmene kişisel numarasından değil, ancak kurum üzerinden veya güvenlik üzerinden ulaşmalıdır.
Okul içi şiddetin faillerine "kamu görevlisine saldırı" kapsamında ağır yaptırım (sözlü saldırının karşılığı en az bir aylık öğretmen maaşına denk gelecek parasal ceza, kamu adına tahsil edilmelidir. Öğretmen ve kamu güvenlik görevlilerine kendi görev yaptığı mahallerde yapılan fiziksel saldırının faillerine ağır hapis cezası getirilmelidir:
Bir veli okula gelip öğretmene saldırdığında olay çoğu zaman “taraflar arasında kavga” muamelesi görmekte ve saldırganın karakoldan serbest bırakılmasıyla sonuçlanmaktadır. Veya öğretmen, tehdit algısı yüzünden şikayetinden vazgeçmeye mahkum edilmektedir. Öğretmene karşı işlenen suç “takibi şikayete bağlı olmayan suçlar” kapsamında değerlendirilmelidir. Öğretmen sendikaları bu konuda daha çok inisiyatif alarak bu yasal düzenlemeleri kamu otoritesinden talep etmelidir. Okul sınırları içinde öğretmene, idareciye veya bir başka öğrenciye yönelik şiddet eylemi doğrudan "kamu düzenini ihlal" ve "kamu görevlisine görevinden dolayı nitelikli saldırı" sayılmalı. Bu tür fiziksel saldırı suçlarında tutuksuz yargılanma, cezanın ertelenmesi veya para cezasına çevrilme imkanı tamamen kaldırılmalı. Kamuoyu, okul basan kişinin anında tutuklandığını görmelidir. Çünkü saldırı bir insandan çok, bilgi ve erdemin taşıyıcısı olan insanadır.
Okul-öğrenci ilişkilerinde şikayet ve itiraz yollarını sadece "resmi kanallara" bağlamak zaruridir. Veli, çocuğuna yönelik zorunlu uyarıları bile “Sen kimsin ki benim çocuğuma kızabiliyorsun?” gerekçesiyle saldırganlığına bahane yapabiliyor ve uzmanı olmadığı bir konuda, mesela derslere ilişkin bir not düşüklüğünü, arzu ettiği adalet anlayışını kendi beklentisi yönünde bizzat kendisi sağlamaya çalışıyor. Çocuğuyla ilgili bir sorunu olan velinin muhatabı doğrudan sınıfın ortasındaki öğretmen olmamalıdır. Veliler, şikayetini okul idaresine veya rehberlik servisine yazılı olarak sunmalı; gereken inceleme ise bir idarecinin riyasetinde bir komisyonca yapılmalıdır. Kısacası öğretmen ile veli, kriz anında asla yüz yüze getirilmemelidir.
Önce özel okullarda başlayan ve daha sonra devlet okullarına da sıçrayan "parasını veriyoruz / vergi veriyoruz, bizim dediğimiz olacak" anlayışı, öğretmeni bir kamu görevlisinden ziyade bir "karın tokluğuna çalışan köle" konumuna düşürmektedir. Devlet; okulun patronunun veli değil, devletin ve hukukun kuralları olduğunu açıkça hissettirmesi lazımdır. Okul, velinin hesap sorup racon keseceği bir işletme değil; kamusal bir talim ve terbiye mabedidir. Kısacası veli ile öğretmeni fiziksel olarak karşı karşıya getiren tüm kapılar kapatılmalıdır: Okul her manada korunaklı bir alana, iletişim kurumsal bir prosedüre, cezalar ise kesin bir caydırıcılığa kavuşturulmalıdır.
Türk eğitim sisteminde başta akran zorbalığını ve vandalizm sorunlarını çözmek için soyut nasihatleri bir kenara bırakıp sistemik, altyapısal ve hukuki düzenlemeleri gerçekleştirip devreye sokmakgerekiyor.Eskiden ebeveynlerin öğrenci eğitimine ilgisiz kalma yaklaşımı ile yeni nesil anne-babaların bilinçsiz aşırı müdahaleci tavrını dengelemenin yolu, veliyi, öğrencininsorumlu ortağı kılmak gerekir ama bunu kurumun iç-işleyişinin içine sokmadan okulun öğrencinin geleceğe hazırlanması için okul idaresive öğretmenin taleplerini öğrenci adına yerine getirenbir unsur kılma modelidir. Bu modelde velinin rolü, sınıf içindeki pedagojik süreçlere, öğretmenin ders konularına ve işleyişine veya öğretmenin notlarına müdahale etmek değil, okul aile birliklerine maddi katkı sunmak, öğrencisi adına talepte bulunmak ve resmi kurulların yönetimsel süreçlerine şeffafça katılım sunmaktır. Böylece veliler, eğitimden tamamen dışlanmazken, öğretmenin mesleki bağımsızlığı ve okulun kamusal dokunulmazlığı da yasal sınırlarla güvence altına alınmış olacaktır.