İçeriğe geç
25 Ekim 2026 Pazar
Selime TURĞUTKöşe Yazarı

Rusya Geleceğin Okullarını İnşa Ediyor: Peki Nasıl Bir İnsan Yetiştirmek İstiyor?

24 okunma10 dk okuma
Rusya Geleceğin Okullarını İnşa Ediyor: Peki Nasıl Bir İnsan Yetiştirmek İstiyor?
Paylaş

Sesli Dinle

Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.

Selime Turgut | Moskova

Bir ülkenin geleceğe ilişkin düşüncelerini anlamak için her zaman siyasi liderlerinin konuşmalarını dinlemek gerekmiyor. Bazen yeni açılan bir okul, değiştirilen bir ders kitabı ya da eğitim programına eklenen birkaç saat, o ülkenin nasıl bir gelecek tahayyül ettiğini daha açık biçimde gösterebiliyor.

Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin'in 23 Ekim'de yaptığı açıklama bu açıdan dikkat çekiciydi. Başkent yönetimi, 2027–2029 yılları arasında eğitime 2,5 trilyon ruble ayırmayı planlıyor. Şehir merkezinde yapılması öngörülen 15 yeni nesil okuldan 11'i ise projelendirme veya inşaat aşamasına geçmiş durumda.

Rus yetkililer bu kurumları “geleceğin okulları” olarak tanımlıyor. Modern laboratuvarlar, spor alanları, teknolojik donanımlar ve çağdaş mimariyle şekillendirilen yeni eğitim ortamlarının, çocukları değişen dünyanın ihtiyaçlarına hazırlaması hedefleniyor.

Elbette modern bir okul binasının öğrenciye sunacağı imkânları küçümsemek mümkün değil. Nitelikli eğitim, uygun fiziksel koşullara da ihtiyaç duyar. Fakat bu yatırımlar, okulun duvarlarının ötesinde bir tartışmayı beraberinde getiriyor: Rusya, geleceğin okullarını inşa ederken nasıl bir insan yetiştirmek istiyor?

Eğitim, hiçbir dönemde yalnızca okuma yazma öğretmekten veya meslek sahibi bireyler yetiştirmekten ibaret olmadı. Devletlerin eğitim politikaları aynı zamanda toplumun hangi değerlerle bir arada yaşayacağını, geçmişini nasıl hatırlayacağını ve gelecek kuşaklardan neler beklediğini de yansıtır.

Sosyolog Émile Durkheim'ın eğitim üzerine düşüncelerini hatırlamakta yarar var. Durkheim için eğitim, bireyin toplumsal hayata hazırlanmasında ve ortak değerlerin yeni kuşaklara aktarılmasında temel kurumlardan biridir. Bu bakımdan okullar, yalnızca bilgi verilen yerler değil, toplumun kendisini yeniden ürettiği alanlardır.

Rusya'nın son yıllardaki eğitim politikalarına bu açıdan bakıldığında iki yön belirginleşiyor. Bir tarafta bilimsel ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilecek, mesleki becerileri güçlü gençler yetiştirme hedefi; diğer tarafta tarihsel hafızaya, geleneksel değerlere ve yurttaşlık bilincine verilen önem.

Moskova'da meslek öncesi eğitim sınıflarının yaygınlaştırılması, ilk hedefin somut örneklerinden biri.Eylül 2026 verilerine göre başkentte yaklaşık 56 bin öğrenci, meslek öncesi eğitim programlarında öğrenim görüyor. Bu öğrenciler mühendislik, bilişim teknolojileri, tıp, girişimcilik, medya ve pedagojik alanlarda uzmanlaşmaya yönelik eğitim alıyor. Programların üniversiteler ve sanayi kuruluşlarıyla iş birliği içinde yürütülmesi, okul ile çalışma hayatı arasındaki mesafenin azaltılmak istendiğini gösteriyor.

Gençlerin henüz lise yıllarında farklı meslekleri tanımaları ve ilgi duydukları alanlarda deneyim kazanmaları önemli bir imkân. Bununla birlikte erken yaşta mesleki yönlendirme yapılırken öğrencilerin farklı ilgi alanlarını keşfetme fırsatlarının korunması da gerekiyor.

On altı yaşında mühendis olmak isteyen bir gencin birkaç yıl sonra edebiyata veya sosyal bilimlere yönelmek istemesi son derece doğal. Eğitim sisteminin başarısı, öğrenciyi belirli bir mesleğe hazırladığı kadar değişen tercihlerine uyum sağlayabilmesiyle de ilişkili.

Rusya'nın eğitim politikalarındaki ikinci yön ise doğrudan değerler eğitimiyle ilgili.Rusya Eğitim Bakanlığı, 22 Ekim'de yaptığı açıklamada “Rusya'nın Manevi ve Ahlaki Kültürü” adlı yeni dersin kitaplarının federal ders kitabı listesine alındığını duyurdu. Ocak 2027'den itibaren beşinci sınıflarda okutulmaya başlanacak dersin amacı, öğrencilerin tarihsel hafızasını, toplumsal sorumluluk bilincini ve geleneksel değerlerle ilişkisini güçlendirmek olarak açıklanıyor.

Bakanlığın açıklamasında ders içeriğinin, devlet tarafından tanımlanan 17 geleneksel değer etrafında şekillendirildiği belirtiliyor.

Burada eğitim sosyolojisinin eski bir tartışması yeniden karşımıza çıkıyor: Okul, toplumsal değerleri aktarmakla bireyin bağımsız düşünme yeteneğini geliştirmek arasında nasıl bir denge kurmalı?

Her toplum çocuklarına kendi tarihini, dilini ve kültürel mirasını öğretmek ister. Bu yalnızca Rusya'ya özgü bir durum değil. Ulusal eğitim sistemlerinin kuruluşundan itibaren tarih dersleri, yurttaşlık eğitimi ve ortak kültür aktarımı bu anlayışın önemli araçları oldu.

Ancak tarihsel bilinci geliştirmek ile tarihsel olaylara ilişkin tek bir yorum benimsetmek aynı şey değildir. Öğrencinin ülkesinin geçmişini öğrenmesi kadar o geçmişi farklı kaynaklardan inceleyebilmesi, sorgulayabilmesi ve kendi değerlendirmesini oluşturabilmesi de önem taşır.

Bu noktada Rusya'nın yeni eğitim programlarının sınıflarda nasıl uygulanacağı belirleyici olacaktır. Ders kitaplarında yer alan hedefler, öğretmenlerin yaklaşımı ve öğrencilerin tartışmaya ne ölçüde katılabildiği, eğitimin gerçek niteliğini gösterecek unsurlardır.

Meseleyi yalnızca Rusya üzerinden ele almak da doğru olmaz. Türkiye dâhil pek çok ülkede eğitim, toplumsal değerlerin aktarımı ile bireysel özgürlüğün geliştirilmesi arasında benzer tartışmalara konu oluyor. Bu nedenle Rusya'nın eğitim politikalarını incelerken kendi eğitim anlayışımızı da sorgulamak mümkün.

Öte yandan Moskova'daki okul yatırımlarının bütün Rusya'yı temsil etmediğini unutmamak gerekiyor.Başkent, ekonomik kaynakları ve altyapı olanakları bakımından ülkenin diğer bölgelerinden ayrılıyor. Nitekim Eylül 2026'da yayımlanan bir araştırma, Rusya'da öğrenci başına kamu eğitim harcamalarının bölgeler arasında önemli farklılıklar gösterdiğini ortaya koydu.

Bu farklılıklar, geleceğin okulları tartışmasının bir başka boyutunu oluşturuyor. Modern laboratuvarların ve teknolojik imkânların belirli şehirlerde yoğunlaşması, diğer bölgelerde yaşayan öğrencilerin benzer fırsatlara ulaşma meselesini gündeme getiriyor.

Bir öğrencinin yaşadığı şehir, ailesinin ekonomik durumu veya okulunun sahip olduğu kaynaklar, gelecekteki imkânlarını ne ölçüde belirlemeli?

Eğitimde fırsat eşitliği tartışması tam da burada başlıyor.

Yeni binaların yapılması, teknoloji yatırımlarının artırılması ve mesleki programların geliştirilmesi eğitim sisteminin önemli ihtiyaçlarına cevap verebilir. Ancak öğretmenlerin niteliği, öğrencilerin sosyal koşulları ve farklı bölgeler arasındaki eşitsizlikler de aynı ölçüde dikkate alınmalı.

Moskova'nın yeni okullarına baktığımızda yalnızca çağdaş mimariyi veya teknolojik yatırımları görmüyoruz. Aynı zamanda Rusya'nın geleceğe ilişkin ekonomik, kültürel ve toplumsal beklentilerinin eğitim alanındaki karşılığını görüyoruz.

Yetiştirilmek istenen insanın bilimsel beceriler kazanması, ülkesinin kültürel mirasını tanıması ve toplumsal sorumluluk taşıması birbirini dışlayan amaçlar değil. Önemli olan, bu hedeflerin öğrencinin bireyselliğine, merakına ve düşünsel gelişimine ne kadar alan bıraktığı.

Bugün temelleri atılan okulların gerçek sonuçlarını birkaç yıl sonra, o sıralarda yetişen gençlerin hayatlarında göreceğiz.

Belki o zaman geleceğin okullarını değerlendirirken kaç laboratuvar yapıldığını, kaç bilgisayar alındığını veya binaların ne kadar modern olduğunu konuşmanın ötesine geçebileceğiz.

Çünkü bir okulun niteliği yalnızca öğrenciye verdiği cevaplarda değil, onun yeni sorular sormasına ne ölçüde imkân tanıdığında da ortaya çıkar.

Rusya bugün geleceğin okullarını inşa ediyor. O okullarda yetişen gençlerin nasıl bir gelecek kuracağı ise binaların mimarisinden çok, içlerinde nasıl bir eğitim verileceğine bağlı olacak.

Paylaş
Bu yazı yazarın kişisel görüşüdür.

Selime TURĞUT — diğer yazılar

Yorumlar

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.