İçeriğe geç
2 Kasım 2026 Pazartesi
Selime TURĞUTKöşe Yazarı

Okul Yetmiyor mu? Rusya’da Eğitimin Görünmeyen Maliyeti

Giriş: 2 okunma7 dk okuma
Paylaş

Sesli Dinle

Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.

Selime Turğut | Moskova

Geçen hafta Moskova’nın geleceğin okulları için ayırdığı kaynakları ve yeni eğitim yatırımlarını konuşmuştuk. Modern laboratuvarlar, teknolojiyle donatılmış sınıflar, mesleki yönlendirme programları… Bunların hepsi önemli. Fakat okulun niteliğini yalnızca binasının imkânlarıyla ölçmek mümkün değil. Bir de o okuldan çıkan çocuğun, hayatının bir sonraki aşamasına ne kadar hazır olduğunu sormak gerekiyor.

Rusya’da ekim ayında yayımlanan bir araştırma, bu soruyu yeniden gündeme getirdi. Kamuoyu araştırma kuruluşu VTsIOM’un 20 Ekim’de duyurduğu sonuçlara göre okul çağında çocuğu bulunan ebeveynlerin yüzde 67’si, üniversiteye giriş için okulda verilen eğitimin özel ders olmadan yeterli olmadığı görüşünde. Yüzde 28’i ise okulun sağladığı hazırlığı yeterli buluyor. Bunlar sınav başarısını ölçen veriler değil; ebeveynlerin eğitim sistemine ilişkin değerlendirmeleri. Yine de ortaya çıkan güvensizliği görmezden gelmek kolay değil.

Araştırmanın bir başka sonucu da dikkat çekici: Ebeveynlerin yüzde 35’i son bir iki yılda çocukları için özel öğretmen desteğine başvurmuş. Lise son sınıflara gelindiğinde oran yüzde 55’e yükseliyor. Özel derse ödeme yapanların yüzde 49’u ise bunun aile bütçesine yüksek veya çok yüksek bir yük getirdiğini söylüyor. Rakamlar, eğitimin okul kapısından çıktıktan sonra da devam ettiğini, fakat herkesin bu devamlılığı aynı şartlarda sağlayamadığını hatırlatıyor.

Özel dersin varlığını tek başına bir sorun gibi göstermek istemem. Öğrenme hızı her çocukta aynı değil. Bazı öğrenciler matematikte takviye ihtiyacı duyar, bazıları yabancı dilini geliştirmek veya belirli bir sınava hazırlanmak ister. Bire bir destek, doğru kullanıldığında öğrencinin özgüvenini ve başarısını artırabilir. Sorun, bu desteğin bir tercih olmaktan çıkıp başarı için neredeyse zorunlu görülen ikinci bir eğitim sistemine dönüşmesiyle başlıyor.

Eğitim araştırmalarında bunun bir adı var: “gölge eğitim”. Okulun müfredatı ve sınavları değiştikçe ona uyum sağlayan, çoğunlukla ücretli özel derslerden oluşan paralel bir alan. UNESCO’nun bu konudaki çalışmaları, gölge eğitimin öğrenme güçlüğü çeken çocuklara yardımcı olabildiğini, ancak ekonomik imkânlara göre farklılaşan erişimin eşitsizlikleri artırabildiğini gösteriyor. Okulda aynı sırada oturan iki öğrenci, ders çıkışı aynı imkânlara sahip olmayabiliyor.

Pierre Bourdieu’nün eğitim ve toplumsal yeniden üretim üzerine düşünceleri burada özellikle anlamlı. Bir ailenin sahip olduğu ekonomik kaynaklar, çocuğuna yalnızca daha fazla kitap ya da bilgisayar sağlamakla kalmaz; özel öğretmen, yabancı dil kursu, sınav stratejisi ve eğitim konusunda rehberlik gibi olanaklara da dönüşebilir. Kültürel sermaye dediğimiz şey yalnızca maddi güçten ibaret değildir; evde kullanılan dil, eğitimle kurulan ilişki, bilgiye ulaşma alışkanlığı ve geleceğe yönelik beklentiler de bunun parçalarıdır. Fakat maddi kaynaklar, bu avantajları çoğaltmayı kolaylaştırır.

Rusya’daki tartışmanın önemli bir bölümü, üniversiteye geçişte kullanılan Birleşik Devlet Sınavı’nın, yani EGE’nin etrafında şekilleniyor. Öğrencinin okul programını bilmesi başka, yüksek rekabet içindeki bir sınavda zamanını iyi kullanması ve soru biçimlerine alışması başka. Üstelik kalabalık sınıflarda öğretmenin her öğrenciyle aynı ayrıntıda ilgilenmesi kolay değil. Bu yüzden bazı aileler özel dersi eksik bilgiyi tamamlamak için, bazıları da zaten başarılı olan çocuğun yarışta geride kalmaması için tercih ediyor.

Bununla birlikte araştırmadaki yüzde 67’lik görüşten, Rus okullarının üçte ikisinin yetersiz olduğu sonucunu çıkaramayız. Ebeveynlerin beklentileri, hedefledikleri üniversitenin seçiciliği ve sınav kaygısı da cevapları etkiliyor. Dahası, özel ders talebinin yalnızca son dönemde ortaya çıkmış bir eğilim olmadığını söyleyen Rus eğitim uzmanları var. Sorun yeni olmayabilir; fakat aile bütçelerinde görünür hâle gelen ağırlığı bugün de önemini koruyor.

Bu tablo Türkiye’deki okuyucuya yabancı gelmeyecektir. Bizde de lise eğitimi ile üniversite sınavına hazırlık uzun zamandır birbirine paralel iki süreç gibi yaşanıyor. Okul, kurs, deneme sınavı, özel ders… Çocukların zamanı yalnızca ders saatleriyle değil, okulun dışında kendilerini ne kadar geliştirebildikleriyle de ölçülür hâle geliyor. İki ülkenin sınav sistemleri ve eğitim koşulları elbette aynı değil. Ama ailelerin çocuklarına daha iyi bir gelecek sunmak için gösterdiği çaba ve bu çabanın ekonomik maliyeti benzer bir soruyu ortaya çıkarıyor.

Eşitlik, her çocuğa aynı kitabı dağıtmakla tamamlanmıyor. Bir çocuk sessiz bir odada çalışırken diğeri kalabalık bir evde ders yapıyorsa, biri anlamadığı konuyu ertesi gün özel öğretmenine sorabiliyor, diğeri yalnızca internetten bulduğu bir videoya güveniyorsa başlangıç koşulları zaten farklı. Bu farkı sadece “çok çalışan kazanır” diyerek açıklamak hem öğrencinin emeğine hem de karşılaştığı koşullara haksızlık olur.

Çözüm özel dersi bütünüyle ortadan kaldırmak değil; kamusal okulun sağladığı desteği güçlendirmek. Ücretsiz sınav hazırlık programları, okul içinde erişilebilir ek dersler, rehberlik hizmetleri ve öğretmenlerin öğrencilerle daha fazla bireysel çalışabileceği koşullar bu nedenle önemli. Asıl hedef, ailesinin geliri ne olursa olsun bir çocuğun iyi bir üniversiteye hazırlanma hakkını yalnızca okul dışında satın alabildiği hizmetlere bırakmamak olmalı.

Moskova yeni okullar inşa ediyor; Rusya ise bu okullarda yetişen çocukların geleceğini tartışıyor. Eğitim yatırımlarını değerlendirirken artık bina sayısının yanına başka bir ölçü daha koymak gerekiyor: O sınıftan çıkan öğrenci, ailesinin cüzdanına ne kadar ihtiyaç duymadan yoluna devam edebiliyor?

Çünkü bir okulun başarısı yalnızca en yüksek puanı alan öğrencisiyle değil, fazladan desteğe en çok ihtiyacı olan çocuğa ne kadar ulaşabildiğiyle de anlaşılır.

Kaynakça
Interfax, 20 Ekim 2026 — VTsIOM
Kommersant, 20 Ekim 2026
UNESCO, Mark Bray, 18 Aralık 2023 (güncelleme: 26 Haziran 2025)

Paylaş
Bu yazı yazarın kişisel görüşüdür.

Selime TURĞUT — diğer yazılar

Yorumlar

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.