İçeriğe geç
31 Ekim 2026 Cumartesi
Hacı ALAKUŞKöşe Yazarı

Yoksulmuyuz Yolsuzmuyuz?

Giriş: 2 okunma3 dk okuma
Paylaş

Sesli Dinle

Bu ses, tarayıcınızın konuşma sentezi ile üretilir; insan sesi değildir. Sesin niteliği cihazınıza göre değişir.

Tezgahın arkasında hesabı kapatmaya çalışan emeklinin titreyen elleri mi yoksulluğun resmi, yoksa o ellerin hırsla cebinden alındığı düzen mi? Sokakta çocuklarına parıltılı vitrinlerin ardından boynu bükük bakan annenin çaresizliği mi acı, yoksa bu tablonun müsebbiplerinin yüzlerindeki "her şey yolunda" gülümsemesi mi? Bugün Türkiye’de mutfaklardan yükselen feryat, sadece boş tencerelerin çıkardığı ses değil; adaletsizliğin, kayırmacılığın ve çalınan geleceğin yankısıdır. Durup kendimize o kaçınılmaz soruyu sormak zorundayız: Gerçekten yoksul muyuz, yoksa yok edilmek istenen bir adalet anlayışının kurbanı mıyız?
Bir ülkenin zenginliği sadece yer altı kaynaklarıyla, betona gömülen gökdelenlerle ya da kağıt üstündeki büyüme rakamlarıyla ölçülmez. Gerçek zenginlik, emeğin karşılığını bulduğu, liyakatin esas alındığı ve en zayıf halkanın bile devlet eliyle korunduğu sosyal bir vicdanla mümkündür. Bugün asgari ücretin açlık sınırının altında ezildiği, gençlerin hayallerini tek yönlü biletlerde aradığı, emeklinin çöp kenarlarından rızık topladığı bir coğrafyada yaşıyorsak, burada "kıtlık" değil, vahşi bir "bölüşüm krizi" vardır. Kaynaklar tükenmemiştir; kaynaklar yanlış ceplere, hak etmeyen ellere akıtılmıştır.
İşte tam bu noktada asıl düğüm çözülür. Yoksulluk, kaderin kötü bir cilvesi değildir; tercihlerin, denetimsizliğin ve adaletsizliğin doğal bir sonucudur. Bir tarafta dişinden tırnağından artırarak vergi ödeyen milyonlar, diğer tarafta ise hiçbir katma değer üretmeden kamu kaynaklarını hortumlayan küçük bir zümre varsa, orada yoksulluktan ziyade derin bir yolsuzluk vardır. Yolsuzluk, sadece bütçeden eksilen paralar değildir; yolsuzluk, bir milletin inancının, adalet duygusunun ve yarınlara olan ümidinin çalınmasıdır. İnsanların hak etmedikleri imtiyazlara kavuştuğu bir sistemde, dürüstlükle ayakta kalmaya çalışan herkes cezalandırılmış olur.
Cebimizdeki delik, aslında vicdanımızdaki delikle doğrudan bağlantılıdır. Sadece ekonomik bir krizle değil, bir ahlak ve şeffaflık kriziyle karşı karşıyayız. Eğer bu ülkede alın teriyle kazanılan para pul oluyor, haksız kazançlar ise saraylara layık görülüyorsa, yoksulluğumuzun adını doğru koymalıyız. Biz yoksullukla imtihan olmuyoruz; biz, adaletsizliğin ve yolsuzluğun kurduğu bir düzenin altında eziliyoruz.
Unutmayalım ki, vicdanların terazi olduğu yerde hiçbir hırsızlık cezasız kalmaz, hiçbir yoksulluk ebedi sürmez. Çözüm, hakça paylaşımda, adaletin yeniden kılıcını kuşanmasında ve alın terinin en yüce değer olarak baş üstünde tutulmasındadır. Soru bellidir, cevap ise bizim ellerimizdedir: Yoksul muyuz, yoksa yolsuzluğun kurbanı mı? Karar sizin...

Paylaş
Bu yazı yazarın kişisel görüşüdür.

Hacı ALAKUŞ — diğer yazılar

Yorumlar

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.