CHP'de Normalleşme Tartışmaları
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in son zamanlardaki "normalleşme" açıklamaları, iktidar ile yeni bir iletişim sürecinin başlatılmak istenip istenmediği sorularını akıllara getiriyor. CHP'li yetkililere göre, bu hedef, daha önceki normalleşme süreçlerinden farklı olarak, iktidar seçmenlerine ulaşmayı amaçlıyor.
Bazı medya kuruluşlarında, Özel'in 5 Ocak'ta milletvekilleriyle gerçekleştirdiği kapalı grup toplantısında, "Cumhur İttifakı'nın tabanıyla bir sorunumuz yok. Kavga dilini bir kenara bırakarak normalleşmeyi sürdürmeliyiz" ifadesini kullandığı belirtilmişti.
Dün yapılan grup toplantısının ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan Özel, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile normalleşme mümkün mü?" sorusuna, "Tayyip Bey normalleşirse, biz de normalleşiriz. Ama normalleşmeyecekler çünkü kavgadan besleniyorlar" yanıtını vermişti.
2024 Yerel Seçimlerinin Ardından Normalleşme Süreci
2024 yerel seçimlerinde CHP'nin birinci parti olmasıyla birlikte, AKP ile CHP arasında bir normalleşme süreci başlamıştı. Özel ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaz ayları boyunca karşılıklı ziyaretlerde bulunmuş, ancak bu süreç somut bir siyasi sonuç doğurmadan ve muhalefet tabanında "yumuşama" eleştirilerine yol açarak sonbahar aylarında sona ermişti.
Peki, yeniden alevlenen normalleşme tartışmalarının arka planında ne var ve bu adımlara neden ihtiyaç duyuluyor?
DW Türkçe'nin CHP ve diğer muhalefet partilerinin kulislerinden elde ettiği bilgilere göre, CHP çevrelerinde paylaşılan son anketler, iktidar ve muhalefet oy oranlarında önemli bir değişiklik olmadığını gösteriyor. Farklı araştırma şirketleri arasında küçük dalgalanmalar olsa da genel tablo uzun süredir sabit kalmış durumda, bu da bir kilitlenmeyi işaret ediyor.
CHP'nin Oy Oranı ve Strateji Değişikliği
Bu değerlendirmelere göre, CHP şu anda yaklaşık %33-34 bandında sıkışmış durumda. Parti, olası bir genel seçimde birinci sırada görünse de, bu oy oranı ile iktidar karşısında belirleyici bir üstünlük elde edemiyor ya da tek başına güçlü bir siyasi ivme yaratamıyor. Bu nedenle kulislerde, "birinci parti olmak yeterli değil, çünkü aradaki fark çok dar" yorumları yapılıyor.
Bu bağlamda, parti yönetimi ve yakın çevrelerinde son haftalarda siyasal dil konusundaki tartışmalar ön plana çıkıyor. Edinilen bilgiler doğrultusunda, parti üst yönetimi, sert ve çatışmacı söylemin toplumda karşılık bulmadığı görüşünde. Aksine, bu dilin kutuplaşmayı artırdığı ve iktidarın işine yaradığı düşünülüyor. Bu sebeple, daha sakin ve icraat odaklı bir anlatım benimsenmesi gerektiği ifade ediliyor.
Özel'in kapalı grup toplantısında, "Eğer sert söylemlerle siyaset yapmazsak, toplum bize daha fazla dikkat ediyor. Ancak dilimiz sertleşirse ve kavga dilini kullanırsak, kutuplaşma artıyor. Bu da iktidarın stratejisi. Bu yüzden icraatlarımızı normal bir şekilde anlatmalıyız" ifadelerini kullandığı aktarılıyor.
Ancak bu yaklaşımın, 2024 yazındaki gibi bir sürece geri dönüş anlamına gelmediğini belirten CHP'liler, tartışılan konunun bir siyasi uzlaşma ya da geri adım değil, yalnızca dilin ve temas biçiminin değiştirilmesi olduğunu ifade ediyor.
Seçmen Davranışları ve Medya Sorunları
Edinilen bilgilere göre, CHP, kilitlenmiş seçmen davranışını çözmeye odaklanmış durumda. Bu bağlamda, parti içindeki değerlendirmelerde, daha fazla sahaya inmek, kapı kapı dolaşmak ve sakin bir dille projeleri anlatmak gerektiği vurgulanıyor.
CHP'nin karşılaştığı bir diğer sorun ise, medya üzerindeki ambargo. Parti kaynakları, ana muhalefetin yalnızca sınırlı sayıda televizyon kanalında kendini ifade edebildiğini, bu durumun geniş kitlelere ulaşmayı neredeyse imkânsız hale getirdiğini belirtiyor. Ayrıca, parti yöneticileri ve uzman kadroların ana akım medyada yer bulamaması, hazırlanan politika ve programların anlatımını zorlaştırıyor.
Bu nedenle, Özel'in partililere sahaya inmelerini ve bu süreçte sert ve kavgacı bir dil kullanmamalarını, projelerini ve vaatlerini anlatmalarını tavsiye ettiği bildiriliyor.
Özellikle ekonomi, emeklilik ve sosyal politikalar gibi alanlarda seçmenlerin somut çözüm beklentilerinin karşılanmasına dikkat çekiliyor. Parti kaynakları, "Seçmen artık sadece isim değil, doğrudan hayatına dokunan projeler görmek istiyor" görüşünü dile getiriyor.
Muhtemel Seçim Senaryoları ve İttifaklar
Öte yandan, TBMM'deki aritmetik ve olası bir seçimde baraj altında kalma riski taşıyan partiler meselesi de muhalefet kulislerinde önemli bir tartışma konusu. Anayasa değişikliğini referandumsuz geçirebilmek için 400 sandalyeye ulaşmayı hedefleyen Cumhur İttifakı'nın, muhalefet partilerinden transfer çabaları devam ediyor. Daha önce CHP, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi'nde yer alan üç isim, bugün AKP'ye katıldı.
İYİ Parti ve Zafer Partisi'nin birleşmemesi durumunda baraj altında kalma riski gündeme gelirken, bu iki partinin Meclis dışında kalması halinde ortaya çıkacak sandalye dağılımı, iktidar lehine bir durum yaratabilir.
Muhalefet içinde tartışılan bir diğer konu ise cumhurbaşkanlığı seçimi. CHP kaynaklarına göre, hedef yalnızca muhalefet partileri arasında ittifaklarla %50'ye ulaşmanın ötesinde, mümkünse daha geniş bir toplumsal tabana hitap ederek ilk turda yüksek bir oy oranı elde etmek. Bu amaçla, iktidar seçmenine de hitap eden bir dil ve politika seti oluşturulması gerektiği ifade ediliyor.
Bu çerçevede, parti içinden gelen bilgilere göre, kişilere odaklı bir kampanya yerine "ilke ve politika merkezli" bir anlatım üzerinde duruluyor. Ancak bu stratejinin kamuoyunda zaman zaman "adaydan vazgeçiliyor" şeklinde yorumlandığı belirtilerek, bu politikaların cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ile uyumlu bir şekilde yürütüldüğü ifade ediliyor.