9 Nisan 2026 tarihinde yapılan ihalelerde, sadece bir günde yaklaşık 40 bin hektarlık alanın maden şirketlerine tahsis edildiği bildirildi.
Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından yürütülen 317 No’lu ihale kapsamında 7 farklı ilde toplam 29 ruhsat sahası için satış gerçekleştirildi. Yapılan değerlendirmelere göre bu alanların toplam büyüklüğü 39 bin 919 hektara ulaştı.
Ormanlar, dereler ve yerleşim alanları risk altında
Ruhsat verilen bölgelerin önemli bir bölümünün ormanlık alanlar, tarım arazileri ve su havzalarını kapsadığı belirtiliyor. Özellikle bazı sahaların içinde köyler ve derelerin bulunduğu, bunun da çevresel etkiler açısından tartışma yarattığı ifade ediliyor.
Ordu, Rize, Sivas, Siirt, Samsun, Sinop ve Osmaniye’deki bazı bölgelerde verilen ruhsatların, geniş ekosistemleri içine aldığı ve su kaynaklarına yakın alanları kapsadığı aktarılıyor.
Toplam ruhsat alanı büyüklüğü dikkat çekiyor
Son ihalelerle birlikte 317 No’lu süreç kapsamında ruhsatlandırılan alanların toplamının 280 bin hektarı aştığı belirtiliyor. Bu büyüklüğün, Türkiye’nin yüz ölçümü küçük illerinden biriyle kıyaslandığında birkaç katına denk geldiği ifade ediliyor.
İhale sürecinde Koza Altın, Eti Bakır ve çeşitli büyük şirketlerin de yer aldığı bildiriliyor.
“Ruhsat alanı” ve “fiili kazı” tartışması
Kamuoyunda ise ruhsat verilen alanların büyüklüğü ile fiili maden kazı alanları arasındaki fark tartışma konusu oldu. Yetkililer, fiili üretim yapılan alanların toplam yüz ölçümüne oranla düşük olduğunu savunurken, ruhsatlandırılan geniş bölgelerin ileride madencilik faaliyetlerine açılma ihtimali tartışmaları büyütüyor.
Uzmanlar ise ruhsat verilen alanların yalnızca kazı yapılan yerlerle sınırlı olmadığına, bu alanların tamamının potansiyel olarak madencilik tehdidi altında bulunduğuna dikkat çekiyor.
Çevresel endişeler artıyor
Çevre örgütleri ve bazı uzmanlar, bu ölçekteki ruhsatlandırmaların ormanlar, su kaynakları ve kırsal yaşam üzerinde uzun vadeli etkiler oluşturabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle su havzaları ve tarım alanlarının maden faaliyetleriyle kesişmesinin ekolojik riskleri artırdığı ifade ediliyor.