Mobil Uygulamayı İndir

Haberleri mobil uygulamamızdan takip edin!

20 Mart 2026 Cuma İstanbul 4°C

Bildirimler

Sitemize Hoş Geldiniz

Güncel haberler ve son dakika gelişmeleri için bizi takip edin!

Şimdi

Berlin'de Türkiye Kökenli Bir Kadın Küratörün Hikayesi

E
Yazar Medya
5 dk okuma 41 okunma Yayınlanma: 20 Mart 2026 21:52 Güncelleme: 20 Mart 2026 23:36
Berlin'de Türkiye Kökenli Bir Kadın Küratörün Hikayesi
Berlin'de Türkiye Kökenli Bir Kadın Küratörün Hikayesi Foto: Yazar Medya

Sanat Dünyasında Bir Yolculuk: Ulya Soley ile Röportaj

Geçtiğimiz yıl itibarıyla, Hamburg'daki önemli sanat merkezlerinden biri olan Hamburger Bahnhof Çağdaş Sanat Müzesi’nde küratörlük yapmaya başlayan Ulya Soley ile, İstanbul'dan Berlin'e uzanan sanat yolculuğunu ele aldık.

Hamburger Bahnhof ve Sanatın Tarihsel Süreci

Hamburger Bahnhof, Almanya'nın önemli çağdaş sanat müzelerinden biridir. 19. yüzyılda inşa edilen bu yapı, Almanya'nın tarihi olaylarına tanıklık etmiş; sanayileşme, savaş dönemi yıkımları ve ülkedeki bölünme gibi süreçlerin izlerini taşımaktadır. Müze, 1960 yılından itibaren üretilen eserlerden oluşan geniş bir koleksiyona sahiptir, yılda 7-8 sergi düzenlemekte ve zengin eğitim ile kamu programlarına ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye'den görsel sanatlar alanında çalışan sanatçı, küratör ve yazarların üretim süreçlerini destekleyen SAHA Derneği'nin katkısıyla, geçen yıl Haziran ayında burada küratör olarak göreve başladım. Müzede sergi projeleri geliştirmekle birlikte, yayınların ve programların zenginleşmesine katkıda bulunuyorum.

Hamburger Bahnhof, her yıl 7-8 sergi gerçekleştirmektedir.

Shilpa Gupta'nın Kişisel Sergisi

Şu anda 26 Mart'ta Hamburger Bahnhof’ta açılacak Shilpa Gupta'nın kişisel sergisi üzerinde çalışıyorum. "What Still Holds" başlıklı serginin küratörlüğünü, müzenin direktörlerinden Sam Bardaouil ile birlikte üstleniyoruz ve sergi, Gupta'nın anıtsal Truth (2022-25) eserini merkezine alıyor. Doğru bilgiye erişimin giderek karmaşıklaştığı günümüzde, hakikatle olan ilişkilerimizi sorguluyor. Gupta'nın son 20 yılda ürettiği eserlerden bir seçki sunan sergi, müzenin Joseph Beuys’a ayrılan alanını paylaşıyor. Ayrıca, bu sergiye kapsamlı bir yayın da eşlik edecek. Bunun yanı sıra, müzenin 30. yıl etkinlikleri kapsamında açılacak çevrimiçi platform üzerinde de çalışmalarım sürüyor.

Sanat Eğitimim ve Kariyerim

Aslında konservatuar geçmişim nedeniyle müzik ve sahne sanatları ile iç içe büyüdüm, ancak güncel sanatla ilişkimin gelişmesi daha sonra oldu. İstanbul'da modern ve çağdaş sanata odaklanan kurumların açılması, benim lise dönemime denk geliyor. Üniversitede psikoloji okurken, sanat tarihi dersleri almaya başladım. Özellikle güncel sanat dersleri ilgi alanımı genişletti ve her iki alandan da mezun oldum. Daha sonra Pera Müzesi’nde çalışmaya başladım. Sanat teorisi ve küratörlük üzerine düşünmek beni oldukça cezbetti. Küratörlük rolünü üstlenmem, organik bir süreçle gelişti. Çalıştığım kurumun önerilere açık olması ve deneysel projeleri hayata geçirebilme fırsatı, beni motive etti. Bu süreç eğitim açısından da oldukça öğreticiydi.

Küratörlük rolü, sürekli olarak değişen dinamiklerle şekillenmektedir.

Bir süre sonra bu alanda yüksek lisans yapmaya karar verdim ve Pera Müzesi’nde çok önemli bulduğum üç sergi projesi gerçekleştirdim: Zevk Meselesi (2021), Gelecek Hatırları (2023) ve Ortak Duygular (2025).

Bağımsız Projeler ve Kuir-Feminist Perspektif

Bunların yanı sıra, bağımsız sergi ve yayın projeleri gerçekleştirme fırsatım da oldu. Sanatorium’da Farah Al Qasimi’nin, Versus Art Project’te Yelta Köm’ün, Martch Art Project’te Burak Ata’nın ve DIANA New York’ta Kerem Ozan Bayraktar’ın kişisel sergilerinin küratörlüğünü üstlendim. Her biri, alanın sınırlarını keşfettiğim ve sanatçılarla beraber hikayeleri farklı yollarla anlatmanın öğretici süreçleriydi.

Kuir-feminist bir perspektif benim için, sanat tarihinin ve kurumlarının sıkça kabul edilen hiyerarşilerini sorgulamak anlamına geliyor. Hangi sanatçıların görünür olduğu, hangi üretim biçimlerinin ciddiye alındığı ve hangi yaklaşımların merkezde kabul edildiği gibi soruları yeniden değerlendirmek gerekiyor. Bu yaklaşım, doğrusal olmayan, çoğul ve bazen çelişkili anlatılara olanak tanır. Sergilerimde farklı zaman, coğrafya ve pratiklerden gelen işler arasında beklenmedik bağlantılar kurmayı önemsiyorum; çünkü kuir-feminist düşünce, bu tür kesişimlerde alternatif okumalara imkan tanır.

Ayrıca, bu perspektif, belirli kalıpları yerinden oynatmanın ve geleneksel sergileme alışkanlıklarıyla oynamanın bir yolu olarak da değerlendiriliyor. Kurumsal ya da tarihsel olarak sabitlenmiş yapıları, bazen küçük kaydırmalar, beklenmedik eşleşmeler ya da anlatılardaki boşluklar ile esnetmek mümkündür. Bu nedenle, eleştirel olduğu kadar oyuncu bir tarafı da bulunuyor; yeni alanlar açmak ya da mevcut yapıları içeriden yeniden programlamakla ilgili.

Pera Müzesi Deneyimleri ve Yazma Pratiğim

2013-2025 yılları arasında Pera Müzesi’nde çalıştım. Bu süreçte müzenin koleksiyonları ve anlatılarıyla yakın bir ilişki kurma fırsatım oldu. Müzenin üç ana koleksiyonu, sanat tarihinin önemli referans noktalarını barındırıyor. "Gelecek Hatıraları" ve "Zevk Meselesi" gibi projeler, bu yerleşik çerçevelerle diyalog kurma arzusuyla ortaya çıktı.

Bu sergilerde amacım, koleksiyonların etrafında farklı okuma biçimlerine alan açmaktı. Örneğin "Gelecek Hatıraları" sergisinde, güncel sanatçıların eserleri aracılığıyla müzenin Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu’na yeni bir bakış açısı sunmaya çalıştım. Bu sergi için, Kütahya'daki çini-seramik üretimini anlamak için sanatsal araştırmalar gerçekleştirdim. "Zevk Meselesi"nde ise, 19. yüzyıldan bu yana anlamı değişen kitsch kavramının günümüz görsel kültürüyle olan ilişkisini ve beğeninin şekillenmesindeki rolünü ele aldım. Bu tür sergiler, benim için müze koleksiyonlarıyla çalışmanın yaratıcı bir yolu oldu ve dolayısıyla bu projeleri, müzenin anlatılarını genişletmeye çalışan araştırma ve deneme alanları olarak görüyorum.

Yazı yazma pratiğim, sergi metinleri ve sanatçı kitapları üzerinde düzenli katkılarda bulunmayı içeriyor.

Yazı yazmak, pratiğimin önemli bir kısmını oluşturuyor. Genellikle şiir ve düzyazı kesişiminde deneysel sergi metinleri kaleme almak, her seferinde farklı yöntemlerle metin yazmaktan keyif alıyorum. Kurmaca ve oto-kurmaca türlerini sergi metinlerinde yöntem olarak kullanmayı deniyorum. Son olarak, Yağız Özgen’in Boyacı projesinin kitabı olmak üzere sanatçı kitaplarının editörlüğünü üstleniyorum.

Sanat Deneyimini Zenginleştirmek

Sergi deneyimini besleyebilecek farklı kaynaklar oluşturmak da önemlidir. Bu nedenle, okuma ve dinleme listesi gibi serginin araştırma sürecini ziyaretçilerle paylaşabileceğim formatlar geliştirmeyi seviyorum. Örneğin, müzenin koleksiyonlarından yola çıkarak farklı bestecilere sipariş edilen eserlerle izleyicileri buluşturan "Yeni Sesler" projesi de bu düşünceden doğmuştur.

Berlin, sanat açısından oldukça zengin bir şehir; birçok sanatçı, kültür-sanat çalışanı, galeri, müze ve çeşitli sanat kurumlarına ev sahipliği yapıyor. Berlin’de ortak üretim ve yardımlaşma, deneysel yaklaşımların benimsenmesi açısından ön planda. Bu ekosistem, sanatçıların ve küratörlerin uzun vadeli araştırma süreçlerine olanak tanıyor.

İstanbul ve Berlin Arasındaki Farklar

İstanbul'daki güncel sanat kurumlarının geçmişi daha yakın bir döneme dayanıyor. Genç bir sanat sahnesi, bu alana katkıda bulunan herkes için heyecan verici olsa da, deneysel ya da riskli yaklaşımlara daha az rastlanıyor. Bunun önemli bir nedeni, siyasi gündemin yoğunluğudur. Ayrıca, finansman modellerinin de belirleyici olduğunu düşünüyorum. Berlin’de kamusal fonlar ve kültür politikaları, sanat üretimini destekleyen daha güçlü bir yapıya sahip. Bu durum, sanatçıların ve kurumların uzun vadeli düşünmesine imkan tanıyor. İstanbul'da ise sanat alanı büyük ölçüde özel inisiyatifler ve bağımsız yapılar üzerinden ilerliyor, bu da esnek bir alan yaratırken sürdürülebilirlik açısından zorluklar doğurabiliyor. Dolayısıyla, iki şehir arasındaki farklar yapısal koşullarla yakından ilişkilidir.

Berlin'de kendimi daha rahat hissediyorum. Kamusal alanda farklı yaşam biçimlerinin görünürlüğü ve kabul edilebilirliği, gündelik hayatta özgür hareket etmeyi sağlıyor. İstanbul'da ise kamusal alanın zaman zaman daha denetleyici olabileceğini düşünüyorum. Bu durum, özellikle kadınlar için gündelik davranışlardan kıyafet seçimlerine kadar birçok detayı daha fazla düşünmek anlamına gelebiliyor. Ancak İstanbul'da kadın ve kuirlerin güçlü bir dayanışma içinde olduğunu düşünüyorum. Bu dayanışma, şehrin kültürel hayatını şekillendiren önemli bir unsur.

Heyecan Verici Anlar

Sanırım "Zevk Meselesi" sergisinin açılışı benim için en heyecan verici anlardan biriydi. İki yıl boyunca üzerinde çalıştığım geniş çaplı bir araştırmanın sergiye dönüşme sürecinin sonunda, beğeniyle takip ettiğim sanatçılarla oluşturduğum ilk grup sergisi olması, o gün yaşadığım heyecanı hâlâ hatırlatıyor.

İlginizi çekebilir >>>>> Motra Aurora sergisi 24 kadının hikayesini bir araya getiriyor.

Etiketler

#Ulya Soley #Hamburger Bahnhof #Berlin sanat #Türkiye kökenli sanatçılar #çağdaş sanat müzeleri #Shilpa Gupta #sanat küratörlüğü #SAHA Derneği

Videolar