Katie Lips, 30 yaşına girdiğinde 48 beden giydiğini ve görünümünden memnun olmadıkça duygusal yeme alışkanlığının arttığını ifade etti. En yüksek kiloluğunun yaklaşık 108 kilogram olduğunu ve beden kitle indeksinin 38'e ulaştığını belirten Lips, bu süreçte hem fiziksel hem de psikolojik zorluklarla karşılaştığını aktardı.
Doğumdan sonra bu sorunu artık erteleyemeyeceğini anlayan Lips, daha önce kalori sayma, çeşitli popüler diyet programları ve düşük karbonhidrat odaklı yöntemler denediğini, hatta mide küçültme ameliyatını araştırdığını belirtti.
Farkındalıkla Yeme Yöntemi
Ancak Lips’e göre hayatındaki değişim, ne zayıflama iğneleri ne de cerrahi müdahalelerle gerçekleşti. Asıl dönüşüm, 'farkındalıkla yeme' adını verdiği yaklaşımını benimsemesiyle başladı. Bu yöntem sayesinde yaklaşık 44 kilo kaybettiğini söyleyen Lips, şu anda yaklaşık 61,5 kiloya düştüğünü, 38 beden giydiğini ve 50 yaşında kendini daha sağlıklı hissettiğini ifade etti. Hatta kendi sözleriyle, 20 yıl öncesinden daha iyi göründüğünü düşünüyor.
Bu deneyim sonrasında benzer sorunlar yaşayanlara destek sağlamak amacıyla kendi programını başlatan Lips, özellikle 40 yaş üstü kadınlara ulaşmayı hedeflediğini vurguladı.
Kilo alıp verme döngüsünden kurtulmak isteyen kadınların kendisine büyük ilgi gösterdiğini aktaran Lips, hikâyesinin temelinin katı kurallar değil, bedenin verdiği sinyalleri yeniden öğrenmek olduğunu ifade etti.
Açlık ve Duygusal Yeme İlişkisi
Katie Lips’in yönteminin temel unsuru, gerçekten aç olup olmadığını ayırt etmeyi öğrenmek oldu. Ona göre birçok insan, susuzluk, can sıkıntısı, stres ya da duygusal boşluk gibi durumları açlıkla karıştırıyor.
Öğle saati geldiği için otomatik olarak yemek yemek ya da ortada yiyecek olduğu için kendini aç hissetmek, bu döngünün önemli bir parçasını oluşturuyor.
Lips, yemek istediği anlarda durup kendisine soru sormanın zamanla büyük bir etki yarattığını belirtiyor. “Gerçekten aç mıyım, yoksa başka bir ihtiyacı mı yemekle bastırmaya çalışıyorum?” sorusunun sürecin en kritik adımlarından biri olduğunu ifade eden Lips, özellikle duygusal yeme alışkanlığı olan bireyler için bu farkındalığın belirleyici olabileceğini savunuyor.
Katie, kilo verme sürecinde hiçbir yiyeceği tamamen yasaklamadığını özellikle vurguluyor. Patates kızartması ya da çikolatayı hayatından tamamen çıkarmadığını belirten Lips, ancak bunları daha az tükettiğini ve asıl değişimin burada başladığını ifade ediyor.
Ona göre bir yiyeceği tamamen yasaklamak, onu zihinde daha da büyütüyor ve süreci sürdürülemez hale getiriyor. Suçluluk duymadan yemek yemeyi öğrenmenin zamanla damak tadını da değiştirdiğini vurgulayan Lips, daha önce çok çekici gelen bazı tatlıların ve hamur işlerinin artık kendisine aynı şekilde hitap etmediğini dile getiriyor. Porsiyonlarının da zamanla doğal olarak küçüldüğünü ekliyor.
Yavaş Yemek ve Dikkatli Tüketim
Lips ayrıca, öğün saatlerine körü körüne bağlı kalmanın doğru olmadığını düşünüyor. Açlığın saatle değil, bedenin verdiği sinyallerle anlaşılması gerektiğini savunan Lips, çok aç kalındığında insanların daha kötü seçimler yaptığını, bu nedenle katı açlık temelli yöntemlerin kendisinde hiçbir zaman işe yaramadığını ifade ediyor.
Katie Lips’e göre en büyük değişimlerden biri de yavaş yemek oldu. Artık öğünlerini eskisine göre yaklaşık 3 kat daha uzun sürede tamamladığını söyleyen Lips, acele etmeden yemek yemenin hem doygunluk hissini fark etmeyi hem de yemeğin tadını gerçekten almayı sağladığını belirtiyor.
Televizyon karşısında ya da dikkat dağınık halde yemek yemek yerine masada oturarak yemeye başladığını aktaran Lips, birkaç lokmada bir durup kendisine “Doymaya başladım mı?” diye sormayı alışkanlık haline getirdiğini ifade ediyor. Bu küçük molaların, gereğinden fazla yemeyi önlemede önemli bir rol oynadığını vurguluyor.
Lips, tamamen tıka basa doymadan sofradan kalkmanın da kilo verme sürecinde etkili olduğunu belirtiyor. Ona göre birçok insan, tabaktaki yemeği bitirme baskısı nedeniyle ihtiyaç duyduğundan fazlasını tüketiyor. Başlangıçta tabakta yemek bırakmanın zor olabileceğini kabul eden Lips, zamanla bedenin gerçekten ne kadar gıdaya ihtiyaç duyduğunu daha iyi anlamaya başladığını ifade ediyor.
Yazısındaki en güçlü mesajlardan biri ise yemeği bir ödül ya da ceza aracı olarak görmeyi bırakmanın gerekliliği. Lips’e göre yemek, bedeni ve zihni besleyen temel bir ihtiyaçtır.
Yemekten önce kısa bir an durup bunun öz bakımın bir parçası olduğunu hatırlamanın bile fark yarattığını söyleyen Katie, bu yaklaşımın uzun vadede hem fiziksel sağlık hem de ruh hali üzerinde olumlu etkiler yarattığını savunuyor.
Katie Lips’in hikâyesi, hızlı sonuç vaat eden sert diyetler yerine yemekle kurulan ilişkinin değişmesinin bazı kişilerde daha kalıcı sonuçlar doğurabileceğini gösteren dikkat çekici bir örnek olarak öne çıkıyor. Herkes için tek doğru yöntem bu olmayabilir.
Ancak sürekli diyet yapıp bırakma döngüsünden yorulanlar için, kilo vermenin bazen yalnızca tabaktakiyle değil, o tabağa nasıl bakıldığıyla da ilgili olabileceğini hatırlatıyor.