Victoria Beckham, 2013 yılında bir tweet paylaşarak büyük bir etki yaratacağını belki de tahmin etmiyordu. Spice Girls grubunun üyesi olan moda tasarımcısı, 'Honestly Healthy' adını taşıyan yemek kitabının görselini paylaşarak, "Bu sağlıklı beslenme kitabını gerçekten seviyorum!" notunu düşmüştü.
O dönemde Beckham, pop müzik ve moda kariyerinin yanı sıra zayıf yapısı ve sıkı beslenme alışkanlıklarıyla da dikkat çekiyordu. Bu popülaritesi, kitabın başarısına katkıda bulundu.
Alkali beslenme modeli, ünlü isimler arasında hızla popülerlik kazandı. Aktris Gwyneth Paltrow, Friends dizisinin yıldızı Jennifer Aniston ve süper model Elle Macpherson gibi isimler de bu beslenme tarzına ilgi göstermeye başladı.
Bu beslenme anlayışı, gıdaları asidik ve alkali olarak iki gruba ayırmaktaydı. Et, süt ürünleri, işlenmiş gıdalar ve alkol gibi besinler asidik kategorisinde yer alırken; taze meyveler, sebzeler, baklagiller ve tam tahıllar alkali gıdalar arasında sayılıyordu.
Bu yaklaşım, asidik gıdaların sindirim sırasında asit üretmesi nedeniyle, kanın doğal pH seviyesinin yükselmesine ve vücudun dengesinin bozulmasına yol açtığını savunuyordu. Sonuç olarak, düşük enerji, baş ağrısı, kas ağrısı ve uyku sorunları gibi bir dizi problem ortaya çıkıyordu.
Alkali diyetin savunucuları, asidik gıdalardan kaçınmanın birçok sağlık sorununu önleyebileceğini iddia ediyordu. Ancak bu beslenme tarzının popülaritesi kadar düşüşü de hızlı oldu. Bilim insanları, alkali diyetin arkasındaki iddiaları sorguladıkça, bu diyetin güvenilirliği azalmaya başladı.
Uzmanlar, beslenmenin kan pH seviyesini değiştirebileceği veya tek başına kanseri önleyebileceği inancını çürüttü. Alkali diyetin faydaları, asidik gıdaların genellikle daha az sağlıklı olmasından ve alkali gıdaların taze meyve ve sebzeleri içermesinden kaynaklanıyordu.
Alkali diyetin yaratıcısı olarak bilinen naturopatik doktor Robert Young, 2017 yılında lisanssız doktorluk yaptığı ve kanser hastalarını karbonat infüzyonu ile tedavi ettiği iddialarıyla hapse girdi.
Geçen 10 yılın ardından alkali diyet yeniden ilgi çekmeye başladı. Yeni araştırmalar, bu beslenme tarzının osteoporoz, tip 2 diyabet ve böbrek hastalığı gibi rahatsızlıkların riskini azaltabileceğini ortaya koyuyor.
Eski detoks iddialarının aksine, modern yaklaşım, böbreklerin atması gereken asit yükünü ölçen PRAL (Potansiyel Böbrek Asit Yükü) kavramına dayanıyor. Bu kavram, gıdaların metabolize edilmesi sonrası üretilen asit miktarını tanımlıyor. Negatif PRAL değerine sahip gıdalar, alkali yapıcı olarak kabul edilirken, pozitif PRAL değeri olan besinler asit üretiyor.
Bazı uzmanlar, bu iddiaların abartılı olabileceği konusunda uyarıda bulunurken, diğerleri ise bilimsel kanıtlar ışığında bu diyetin obezite krizine karşı çözüm olabileceğini düşünüyor. Washington DC'de yaşayan endokrinolog Dr. Hana Kahleova, "Daha fazla alkali gıda tüketmek, kilo vermeyi kolaylaştırır." dedi.
Dr. Kahleova'nın Utah Üniversitesi ve George Washington Üniversitesi ile birlikte yürüttüğü bir araştırma, alkali beslenmenin katılımcıların haftada yaklaşık yarım kilo vermelerine yardımcı olduğunu gösterdi.
Yapılan bir denemede, alkali ağırlıklı vegan beslenme ile et, balık ve zeytinyağı içeren Akdeniz diyeti karşılaştırıldı. 62 fazla kilolu katılımcı, her iki beslenme şeklini de dört ay boyunca uyguladı.
Katılımcılar, her iki diyette de kalori kısıtlaması olmaksızın doyana kadar yiyebildiler. Alkali diyeti uygulayanlar, 16 hafta boyunca ortalama 5,98 kilo kaybederken, Akdeniz diyeti uygulayanlar kilo vermedi.
Bu sonuçların obezite ile mücadelede önemli bir dönüm noktası olabileceğini belirten Dr. Kahleova, "Akdeniz diyetinde katılımcıların kan basınçları düştü. Vegan diyette ise insülin duyarlılıkları ve kan lipitleri iyileşti." ifadelerini kullandı.
Dr. Kahleova, asidik gıdaların tüketiminin, kortizol hormonu salgısını artırdığını ve bunun da vücudun daha fazla çalışmasına yol açtığını öne sürdü. Ancak Surrey Üniversitesi'nden Prof. Dr. Susan Lanham-New, alkali beslenmenin kilo verme yararlarının abartılmış olabileceğini savundu.
Dr. Lanham-New, "Beslenme kaynaklı asit yükündeki değişikliklerin vücut ağırlığıyla ilişkili olduğunu gösteren çalışma, enerji alımını eşitlediğinizde bu farkın istatistiksel olarak önemsiz hale geldiğini ortaya koydu." dedi.
Dr. Kahleova ise kalori farkı hesaba katıldığında bile alkali gıdaların daha fazla tüketilmesinin kilo kaybına yol açtığını savundu.
Brezilya'daki Sao Paulo Üniversitesi'nde 2017 yılında yapılan bir araştırma, aşırı asidik gıda tüketiminin iltihaplanmaya ve böbrek hasarına neden olabilecek düşük dereceli metabolik asidoz durumuna yol açabileceğini gösterdi.
International Journal of Cardiology dergisinde yayımlanan bir başka çalışma, asidik diyetin kalp hastalığına neden olan arteriyel kalınlaşma ile bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Vücutta fazla asidik yan ürün birikiminin, osteoporoz riskini artırabileceği de tespit edildi.
Beslenme kaynaklı asit yükünün önemli bir kavram olduğunu belirten Dr. Lanham-New, diyetin alkalinitesinin sağlık sonuçları üzerinde olumlu etkileri olduğunu ifade etti. Ancak bu konuda daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurguladı.
Beslenme terapisti Grace Kingswell ise vegan diyetinin kendi zorluklarını beraberinde getirebileceğini belirtti. "Vegan olmaya başlayanlar, işlenmiş gıdaları kesip daha fazla meyve ve sebze tüketmeye başladıkları için kendilerini daha iyi hissettiklerini düşünüyorlar. Ancak uzun vadede besin eksikliği riski vardır." dedi.
Protein alımının önemine dikkat çeken Kingswell, "Protein, kas ve hücreler için kritik bir öneme sahiptir. Vegan beslenmesini iyi uygulamadığınız sürece besin eksikliği yaşamak zor olabilir." şeklinde konuştu.
Asit yükünü azaltmak için "ya hep ya hiç" yaklaşımına gerek olmadığını belirten Dr. Kahleova, "Amaç sadece alkali gıdalar yemek değil, daha çok alkali beslenmeye doğru geçiş yapmaktır." diyerek bu konuda dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.