Eğitim

MEB'in Okullara Yolladığı "Ramazan" Yazısı Mahkemeye Taşınıyor

17 Şubat 2026
Daha iyi bir deneyim için tam sürümü deneyebilirsiniz.
Ramazan süresince okullarda etkinlik yapılmasına dair Milli Eğitim Bakanlığı'nın yazısına karşı tepkiler artıyor ve Eğitim-İş hukuki yola başvurmayı planlıyor.

Ramazan Temalı Etkinlikler Tartışma Yarattı

Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) 12 Şubat'ta tüm illere gönderdiği yazı, ramazan ayı süresince "Maarifin Kalbinde Ramazan" temalı etkinliklerin düzenlenmesini öngörüyor. Bu durum, eğitim alanında yeni bir tartışmanın başlamasına neden oldu. Bakanlık, etkinliklerin Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli çerçevesinde, öğrencilerin yardımlaşma ve dayanışma duygularını pekiştirmeyi hedeflediğini ifade etti.

Yazının içeriği, eğitim sendikaları ve veliler tarafından eleştirildi.

Ancak bu yazının yayımlanmasının ardından, eğitim sendikaları ve veli derneklerinden gelen eleştiriler artmaya başladı. Tepkiler, kamusal eğitimin laik yapısı, eğitimde eşitlik ilkesi ve çocukların pedagojik gelişimi üzerine yoğunlaştı.

Etkinliklerin Eğitim Politikasındaki Yeri

Ramazan ile ilgili etkinlik önerileri, eğitim politikalarında son zamanlarda önem kazanan "değerler ve maneviyat" vurgusunun bir devamı olarak değerlendiriliyor. 2024'te tanıtılan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile ilgili tartışmalar devam ederken, eğitim sendikaları ve uzmanlar müfredatta değerler/maneviyat ağırlığı ile bilimsel içerik arasındaki dengenin yeterince ikna edici bir şekilde sunulmadığını savunmuştu.

MEB'in vakıf ve derneklerle yaptığı protokoller, laik-bilimsel eğitim ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle eleştirilmiştir.

MEB'in vakıf ve derneklerle gerçekleştirdiği protokoller aracılığıyla okullara entegre edilen etkinlikler daha önce de laik-bilimsel eğitim ilkesi açısından sorgulanmıştı. Eleştiriler, kamusal eğitim alanında şeffaflık ve tarafsızlık ilkesinin zarar göreceği yönünde yoğunlaştı. Eğitim sendikalarına göre ramazan ayı etkinlikleri yazısı, bu sürecin son halkasını oluşturuyor.

Eğitim-İş'in Dava Açma Kararı

Eğitim-İş, MEB'in bu yazısına karşı dava açacaklarını duyurdu. Sendika, üyelerine gönderdiği yazıda, "Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 12.02.2026 tarihli 'Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri' konulu yazı ile okullarda uygulanması istenilen etkinlik programının; mevzuatta herhangi bir dayanağının bulunmaması, Anayasa hükümleri ile 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu'nda yer alan temel ilke ve amaçlara aykırılık teşkil etmesi nedeniyle, söz konusu işlemin iptali istemiyle dava açılmasına ve üyelerimizin bu kapsamda resen verilen görevleri yerine getirmemelerine karar verilmiştir." ifadelerine yer verdi.

Sendika, hem idari işlemin iptali için yargı yoluna başvuracağını hem de üyelerinin resen verilen görevleri yerine getirmeme yönünde karar aldığını açıkladı.

Özbay'dan Anayasal Uyarılar

DW Türkçe'ye konuşan Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, alınan kararın sadece bir etkinlik takvimine itiraz olmadığını, aynı zamanda anayasal bir mesele olduğunu belirtti. Özbay, ramazan ayı boyunca dini içerikli etkinliklerin düzenlenmesinin Anayasa'ya, Milli Eğitim Temel Kanunu'na, eğitim bilimine ve Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğunu ifade etti.

Özbay, "Okul okuldur. Eğitimin nasıl olacağı hem Anayasa'da hem bilimsel ve pedagojik ilkelerde bellidir" diyerek, kamusal eğitimin dini bir ajanda ile şekillendirilemeyeceğini vurguladı.

Ayrıca, Anayasa'nın 24. maddesinin vicdan ve din özgürlüğünü bireysel bir hak olarak güvence altına aldığını, 42. maddesinin ise eğitimin çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre yapılacağını düzenlediğini hatırlattı. "Devlet hiçbir şekilde bireyin manevi varlığına müdahale edemez" ifadesini kullanan Özbay, MEB'in inanç alanına doğrudan müdahale ettiğini belirtti.

Özbay, Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne de atıfta bulunarak, çocukların ebeveynlerinin inançları nedeniyle ayrımcılığa uğramaması gerektiğini hatırlattı. Çoğunluğun dini pratiğinin "birleştirici değer" olarak sunulmasının farklı inanç ve inançsızlıkları görünmez kılma riski taşıdığını ifade etti.

Eğitim Sen'in Değerlendirmesi

DW Türkçe'ye konuşan Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu üyesi Simge Yardım, uygulamanın sadece bir etkinlik takvimi olmadığını, daha geniş bir eğitim politikası çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. "Eğitim uzun zamandır bir araç olarak kullanılıyor" diyen Yardım, MEB'nin Maarif Modeli aracılığıyla yalnızca eğitimi değil, toplumu da biçimlendirmeye çalıştığını ifade etti.

Yardım, Maarif Modeli'nin tekçiliği esas alan, bilimi referans almayan ve laikliği yok sayan bir anlayışa dayandığını söyledi. Ramazan ayı etkinliklerinin de bu çizginin devamı niteliğinde olduğunu vurguladı.

Yardım, yazının okul öncesinden itibaren tüm kademeleri kapsadığına dikkat çekti. Okul öncesi dönemde dini içerikli etkinliklerin uygulanmasının çocukların gelişimi açısından ciddi riskler taşıdığını ifade etti.

"Okullarda pek çok farklı kimlikten, inançtan öğrenci aynı sınıflarda eğitim almaya devam ediyor" diyen Yardım, tek din ve tek mezhep üzerinden yürütülen etkinliklerin diğer inançları ve inançsız öğrencileri yok sayma anlamına geldiğini belirtti. Yardım, esas olanın hiçbir dini etkinliğin okullarda yapılmaması olduğunu düşündüğünü açıkladı.

Yardım, gönüllülük vurgusunun fiiliyatta baskıya dönüşebileceğini dile getirdi. Öğretmenlerin etkinlikleri yapmayı kabul etmemesi halinde ayrımcılığa uğrayabileceğini ve idare baskısıyla karşı karşıya kalabileceğini sözlerine ekledi. Öğrenciler açısından da katılmamanın dışlanma ve akran zorbalığı riskini beraberinde getirebileceğini belirtti.

Yardım, yalnızca eğitim emekçilerinin itirazının yeterli olmayacağını, toplumun ve özellikle velilerin de güçlü bir itiraz geliştirmesi gerektiğini dile getirdi. Velilerin, çocuklarının eğitimle ilgisi olmayan etkinliklere götürülmesine itiraz etmesi gerektiğini vurguladı ve okul idarelerinin veli izni olmadan öğrencileri herhangi bir etkinliğe götüremeyeceğini hatırlattı.

Akran İlişkileri Üzerindeki Etkiler

Kadem Özbay da akran ilişkileri bakımından benzer risklere dikkat çekti. "Çocuk çoğunluk normuna uymuyorsa kendini eksik, yanlış ya da kenarda hissedebilir" diyen Özbay, bu durumun akran zorbalığını besleyebilecek bir zemin oluşturabileceğini belirtti.

Özbay, özellikle pansiyonlu okullarda yemek düzeni ve ortak yaşam alanlarında sosyal baskı riskinin artabileceğini ifade etti. Oruç tutmayan öğrencilerin yemek yemekten çekinmesi ya da akran baskısıyla karşılaşması ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini savundu.

Özbay, uygulamanın eğitim sistemindeki temel sorunların üzerini örttüğünü de ileri sürdü. Öğretmenlerin yoksulluk sınırının altında maaşla çalıştığını, yüz binlerce atanmayan öğretmen bulunduğunu ve okullarda ücretsiz bir öğün yemeğin hala sağlanamadığını hatırlattı.

"Eğitim, hiçbir siyasi ya da dini ajandanın aracı haline getirilemez" diyen Özbay, nitelik sorunu büyürken dini içerikli etkinliklerin politika başlığı haline getirilmesini kabul edilemez bulduklarını ifade etti.

Veli-Der'in Açıklamaları

Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) de yaptığı yazılı açıklamada, uygulamanın eğitim hakkı, laiklik ilkesi ve çocukların pedagojik gelişimi açısından "ciddi sakıncalar barındırdığını" belirtti. Dernek, Anayasa'nın laiklik ilkesine ve Milli Eğitim Temel Kanunu'nda yer alan eşitlik, bilimsellik ve çağdaşlık ilkelerine atıfta bulunarak, okul ortamlarının herhangi bir dini uygulamanın parçası hâline getirilmesini eleştirdi.

Açıklamada, oruç tutan ve tutmayan öğrenciler arasında ayrımcılık riskinin doğabileceği, yemek yiyen çocukların baskı altında hissedebileceği ya da suçluluk duygusuna itilebileceği uyarısında bulunuldu.

MEB'in Savunması

Milli Eğitim Bakanlığı ise yazıda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yer alan hükümlere ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'na atıf yaparak, eğitimin yalnızca akademik kazanımları değil ahlaki ve manevi gelişimi de kapsayan bütüncül bir anlayışla yürütülmesi gerektiğini savundu.

Yazıda, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin "erdem-değer-eylem" çerçevesine dayandığı; ramazan ayının paylaşma, yardımlaşma ve dayanışma değerlerini güçlendirmek için bir fırsat sunduğu ifade edildi. Bu kapsamda ilkokullarda kültürel mirası yansıtan şenlikler yapılacağı, ortaokul ve liselerde "İftarda Konuşalım" başlıklı söyleşiler düzenleneceği ve ailelerin gönüllü katılımıyla ortak iftar sofraları kurulacağı belirtildi.

Kamuoyuna yansıyan Temel Eğitim Genel Müdürlüğü'nün hazırladığı rehbere göre ise henüz zorunlu din eğitimi çağında olmayan 4–6 yaş grubu çocukların öğretmenleri eşliğinde camiye götürülmesi öngörülüyor. Bu düzenleme, okul öncesi dönemdeki çocukların dini mekanlara götürülmesinin pedagojik ve anayasal boyutu açısından tartışmayı daha da büyüttü.

Etkinliklerin gönüllülük esasına dayalı olarak, öğrencilerin gelişim düzeyleri dikkate alınarak ve insan onurunu koruyucu hassasiyetler gözetilerek planlanacağı da vurgulandı.