Kredi notları yüksek olan bireylerin kredi veya kredi kartı taleplerinin artan bir şekilde reddedildiği görülüyor. Bankacılık sektöründe uygulamaya konulan yeni risk değerlendirme metodu ile kredi süreçlerinde sadece puanın değil, aynı zamanda müşterilerin son dönem hesap hareketleri ve para akışlarının da belirleyici olduğu ortaya çıkıyor.
Son günlerde pek çok tüketici, yüksek kredi notlarına sahip olmasına rağmen bankalardan olumsuz geri dönüşler alıyor. Bankalar, geleneksel puanlama sisteminin ötesine geçerek müşterilerin hesap kullanım biçimlerini daha detaylı bir şekilde değerlendirmeye başladı. Düzenli gelir akışı, harcama alışkanlıkları ve finansal davranışların tutarlılığı, kredi onayı açısından önemli kriterler arasında yer alıyor.
Yeni sistemde "davranışsal risk analizi" adı verilen yöntemle hesaplara gelen ve giden paranın niteliği inceleniyor. Düzenli maaş ödemeleri, fatura ödemeleri ve standart harcamalar normal kabul edilirken; sık ve açıklaması olmayan transferler, ani para hareketleri ve alışılmadık işlemler risk işareti olarak kabul ediliyor.
Bankalar, bu denetimleri büyük ölçüde otomatik sistemler aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Kara para aklama ve finansal suçlarla mücadelede kullanılan AML yazılımları ve yapay zeka destekli analiz sistemleri, olağan dışı para hareketlerini hızlı bir şekilde tespit edebiliyor. Şüpheli işlemler tespit edilen müşteriler, sistemde "yüksek riskli" olarak işaretlenmekte ve bu durum kredi süreçlerini doğrudan etkileyebilmektedir.
Kredi kararlarında Merkez Bankası Risk Merkezi ve Kredi Kayıt Bürosu (KKB) verileri yanı sıra, bankaların kendi iç değerlendirmeleri de göz önünde bulundurulmaktadır. Yapay zeka destekli sistemler, "gelirle uyumsuz harcama", "düzensiz para akışı" ve "riskli sektörlerle ilişki" gibi kriterleri puanlayarak kredi ve kredi kartı başvurularının sonuçlarına etki etmektedir.