Politika

Kartalın Stratejisi: Rakibini Değil, Zamanı Konuşturmak

1 Ağustos 2026
Daha iyi bir deneyim için tam sürümü deneyebilirsiniz.
Doğada bazı kartallar, sert kabuklu avlarını doğrudan parçalamaya çalışmaz. Onları büyük bir yüksekliğe çıkarır, ardından bırakır.
Doğada bazı kartallar, sert kabuklu avlarını doğrudan parçalamaya çalışmaz. Onları büyük bir yüksekliğe çıkarır, ardından bırakır. Bundan sonrasını pençeleri değil, yerçekimi tamamlar. Davranış ekolojisinde bu, yerçekiminden yararlanarak avı işleme (gravity-assisted prey handling) olarak tanımlanır.

Bu yazı, bu biyolojik davranışı siyasete uyarlayan bir metafordan ibarettir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın yaklaşık çeyrek asırlık siyasi serüvenine bakıldığında dikkat çeken özelliklerden biri, çoğu zaman rakipleriyle doğrudan ve aceleci bir hesaplaşma yerine zamanın ve siyasi sürecin belirleyici olmasına izin vermesidir. Bu durum, farklı şekillerde yorumlanabilir; burada ise yalnızca bir okuma önerisi sunulmaktadır.

AK Parti’nin kuruluşundan bugüne kadar Erdoğan’ın yanında kalan çekirdek kadro büyük ölçüde korunmuştur. Siyasi yol arkadaşlarının önemli bir bölümü, uzun yıllardır farklı görevlerde olsa da aynı siyasi hareket içinde yer almaya devam etmektedir. Bu tablo, Erdoğan’ın birlikte yürüdüğü isimlere karşı vefalı olduğu yönünde yorumlanabilir.

Buna karşılık, yollarını ayıran isimlerin ortak noktası ise zaman içinde güven ilişkisinin zedelenmesi veya siyasi hedeflerde farklılaşma yaşamalarıdır. Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve diğer bazı eski yol arkadaşları, AK Parti’den ayrılarak kendi siyasi hareketlerini kurmuş; ancak ayrılığın ardından iktidara alternatif olacak ölçekte bir toplumsal destek oluşturamamışlardır.

Bu noktada metafor devreye giriyor.

Kartal, avını parçalamak için sürekli mücadele etmez. Yüksekliğin ve yerçekiminin işini yapmasını bekler. Benzer şekilde Erdoğan’ın siyasi tarzının da çoğu zaman doğrudan çatışmaktan ziyade sürecin işlemesine izin vermek olduğu ileri sürülebilir. Bu bakış açısına göre, bir siyasetçinin en büyük sınavı rakiplerinin eleştirileri değil, kendi kararları, söylemleri ve performansıdır.

Bu yorum yalnızca eski yol arkadaşlarıyla sınırlı değildir. Aynı bakış açısını benimseyenler, muhalefette öne çıkan bazı isimlerin yükseliş sürecinde de benzer bir yaklaşımın izlendiğini savunmaktadır. Bu değerlendirmeye göre, amaç her yükselişi baştan engellemek değil; siyasi aktörün görünürlüğünü artırırken kendi tercihleriyle toplum önünde sınanmasına fırsat tanımaktır. Böylece oluşacak olumlu ya da olumsuz kanaatin, rakiplerin propagandasından değil, siyasetçinin kendi performansından kaynaklanacağı düşünülmektedir.

Bu çerçevede zaman zaman  örneği de gündeme getirilmektedir. Bu yorumu benimseyenler, İmamoğlu’nun yükselişinin belirli ölçüde doğal seyrinde ilerlemesine izin verildiğini, sonrasında ise kamuoyundaki değerlendirmenin esas olarak kendi siyasi tercihleri ve açıklamaları üzerinden şekillenmesinin beklendiğini ileri sürmektedir. Buna karşılık, farklı yorumcular İmamoğlu’nun siyasi konumunun çok sayıda etken tarafından belirlendiğini ve bu sürecin tek bir stratejiyle açıklanamayacağını savunmaktadır.

Belki de Erdoğan’ın en önemli siyasi avantajı, rakibini yalnızca rakip olarak görmemesidir. Onun asıl belirleyicisinin seçmen olduğuna inanması ve son hükmü zamana bırakmasıdır. Çünkü siyasette en kalıcı yükseliş de en kalıcı düşüş de çoğu zaman başkalarının kurduğu cümlelerle değil, kişinin kendi attığı adımlarla gerçekleşir.

Kartalın avını yere bıraktığında artık pençesine ihtiyacı kalmaz. Geri kalanını yerçekimi tamamlar. Siyasette ise o yerçekiminin adı, çoğu zaman kamuoyunun vicdanı ve seçmenin takdiridir.

Yönetim Kurulu Başkanı
Çetin KEYDAL