Genel

İsmail Fatih Ceylan Kaleme Aldı: Erdoğan Necip Fazıl'a Yakınlaşıyor

12 Ocak 2026
Daha iyi bir deneyim için tam sürümü deneyebilirsiniz.
İsmail Fatih Ceylan, Necip Fazıl'ın sanatsal ve politik mirası aracılığıyla Tayyip Erdoğan'ın düşünce yapısını ve bu geleneğin devamlılığını inceledi.

Necip Fazıl Kısakürek ve Tavşanlı İlişkisi

Kütahya-Tavşanlı'daki evlerin büyük bir kısmında Necip Fazıl Kısakürek'in eserlerine rastlamak mümkündü. Özellikle "Çile" adlı kitabındaki şiirlerden birkaçını ezbere bilenlerin sayısı oldukça fazlaydı. Okula giden gençlerden, dükkan sahiplerine, komşulardan şoförlere ve köylülerden tarikat mensuplarına kadar birçok kişi, "Sakarya Türküsü" şiirinin bazı kısımlarını coşkuyla seslendiriyordu.

Kütahya-Tavşanlı'da Necip Fazıl'ın eserlerine olan ilgi oldukça yüksektir.

Şiirin bazı kısımları özellikle Milli Selamet Partisi'ne (MSP) mensup olanların dillerinden düşmezdi. Örneğin, şu iki dizeyi büyük bir heyecanla ve seslerine bir ton ekleyerek okuyorlardı:

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?;Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

Necip Fazıl’ın Popülaritesi

En çok bilinen ve adeta bir slogan haline gelen şiirin son kısımlarıydı:

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

Eğitim hayatımızda edebiyat derslerinde Necip Fazıl Kısakürek'e yer verilmemiş olsa da, günlük yaşamda onu tanıyan birçok insan vardı. Özellikle İmam Hatip lisesi öğrencileri arasında popülerdi; fakat diğer liselerde de Necip Fazıl'ın şiirlerine aşina olanlar bulunmaktaydı.

Necip Fazıl, sadece bir şair değil, aynı zamanda bir düşünce lideridir.

Siyasi anlamda, o dönemde en fazla MSP'liler Necip Fazıl’ı sahiplenmiş olsa da, çi Hareket Partisi (MHP) mensupları ve diğer bazı gruplar da onun eserlerine ilgi gösteriyordu. Bu durum, o dönemde sağ kesimin komünist olarak bilinen Nazım Hikmet’e karşı Necip Fazıl'ı desteklemesinden kaynaklanıyordu. Sağ-sol ayrımının yanı sıra, Necip Fazıl ve Nazım Hikmet arasında da keskin bir ayrım vardı.

İkisi arasındaki tartışmalar sıkça gündeme gelmekteydi. Necip Fazıl’ın Nazım Hikmet’i nasıl eleştirdiği ve onu zorda bıraktığına dair hikayeler anlatılırdı. Oruç meselesi bu tartışmaların en çok konuşulan konusuydu.

Polemikler ve Anılar

Nazım Hikmet ve Necip Fazıl, Ramazan ayında bir araya geldiklerinde, Necip Fazıl oruçlu, Nazım Hikmet ise oruç tutmuyordu. Nazım Hikmet, Necip Fazıl’a takılmak için yol kenarındaki zayıf bir ineği gösterip:

“Şunun haline bak, oruç tutmaktan ne hale gelmiş” dedi.

Necip Fazıl, bu duruma karşılık vererek, “Aaa Nazım sen bilmiyor musun hayvanlar oruç tutmaz.” yanıtını verdi.

Bu tür hikayeler, şiirlerden daha fazla dillerde dolaşır ve sola karşı bir üstünlük duygusu yaratırdı. Necip Fazıl, sadece Nazım Hikmet ile değil, dönemin birçok yazarıyla da sert tartışmalara girmiştir.

Necip Fazıl, kuşkusuz yetenekli bir şairdi. Ancak, ona duyulan hayranlık yalnızca eserlerinden değil, kişiliğinden de kaynaklanıyordu. Hazır cevap oluşu, tartışmacı kişiliği ve bazen otoriter tavırları Anadolu halkını derinden etkiliyordu. Konferanslarında salonlar tıklım tıklım dolarken, kendisine gereken ilginin gösterilmediğini düşündüğünde, “Bu salona diriler değil ölüler gelmiş, söylediklerimin manasını anlamıyor” diyerek tepki gösterirdi.

Anadolu halkı çoğu zaman onu tanımamış ya da görmemiş olsa da, yazılarından ve şiirlerinden etkilenerek Necip Fazıl'ı bir üstat olarak görürlerdi. Memleketimizde durum da benzer şekildeydi.

Tavşanlı ve Necip Fazıl

Nuri Pakdil’in arkadaşlarından Hüseyin Su, 16 Şubat 1981 tarihli günlüğünde Tavşanlı’daki öğrencilerden bahseder. “Şair denilince Mehmet Akif ve bazı öğrenciler Necip Fazıl’ı biliyorlar. Necip Fazıl’ın tanınma sebebini merak ettim. Meğerse ellili yıllarda Büyük Doğu Derneği’nin ilk şubesi Tavşanlı’da açılmış ve Necip Fazıl bu nedenle birkaç kez gelmiş.”

Necip Fazıl'ın Tavşanlı’ya özel bir ilgisi vardı; burası, onun en çok gittiği yerlerden biriydi. “Alacakaranlıkta kar tanesinin düştüğü bir yer benim için” diyordu Tavşanlı için.

Birinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye’de demokrasi rüzgârlarının esmeye başlamasıyla, Necip Fazıl, fikirlerini yaymak amacıyla Büyük Doğu Cemiyeti’ni kurmayı arzuladı. Dergide “Büyük Doğu prensiplerine uygun bir cemiyet kursak, acaba arkamızdan kaç kişi gelir?” şeklinde bir yazı kaleme aldı. Bu yazıya ilk telgraf Kütahya Tavşanlı’dan, Ali Çakmak isimli bir gençten geldi.

Necip Fazıl, Tavşanlı'dan gelen ilk telgrafı yazıhanesinde çerçeveletip astı.

Ali Çakmak, Necip Fazıl'a, “Sizi Necip bir şair olarak tanıdım ve Fazıl bir büyük doğucu olarak tereddütsüz sizin arkanızdayım” mesajını gönderdi. Necip Fazıl, bu telgraf karşısında heyecanlandı ve yazıhanesinde onu çerçeveletip astı. Ali Çakmak ve arkadaşları, Tavşanlı’da Büyük Doğu Cemiyeti kurmak için hazırlıklara başladılar.

Cemiyet, 28 Haziran 1949'da Ramazan ayında, Ulu Camii’nin yanındaki bir dükkânın üst katında kuruldu. Ali Çakmak, Mehmet Akay, Hüseyin Çelikten gibi isimler yönetim kurulunda yer aldı. Cemiyet kurulduktan sonra Necip Fazıl’a açılışa davet gönderildi. Ancak Necip Fazıl o günlerde hapiste olduğu için katılamadı.

Tavşanlı’da Necip Fazıl’ın Mirası

1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle, Adnan Menderes, “düşünce suçlularına” af çıkardığında, Necip Fazıl hapisten çıkmadan önce söz verdiği Tavşanlı’ya yedi ay sonra gece vakti trenle geldi. Tavşanlı’da büyük bir kalabalık onu karşılamak için toplandı. Ahmet Akcan, üstadı evinde ağırladıktan sonra, cemiyet binasına geçtiler. Cemiyetin etrafında büyük bir kalabalık bekliyordu.

Öğle namazı, cemiyet binasının yanındaki Ulu Camii’de kılındıktan sonra, Necip Fazıl Tavşanlı halkına hitap etti:

“Ey Arslan gönüllü Tavşanlılı kardeşim, biz sizden bir istidat gördük, bize ilham oldunuz” diyerek konuşmasına başladı. Necip Fazıl, daha sonra sık sık gelerek sinema salonunda unutulmaz konuşmalar yapmıştır.

Tavşanlı, Necip Fazıl için özel bir yer olmuştur.

Tavşanlı, onu, o da Tavşanlı’yı sevmişti. Necip Fazıl, Tavşanlı’ya “Aslanlı” hitabını kullanarak bağını hiç koparmadı. Zamanla, cemiyetin başından uzaklaştırılması için yapılan kulisleri ilk Tavşanlı Büyük Doğu Cemiyeti haber vermiş ve zor günlerinde Tavşanlı ona sahip çıkan tek yer olmuştur.

Tavşanlı’da Necip Fazıl denince, ona duyulan hayranlıkla adları anılan birçok kişi vardı. Bunlardan biri, Büyük Doğu’nun temsilciliğini yapmış, itfaiyeden emekli İsmail Gültekin’di. İyi bir konuşmacı olan Gültekin, dükkânına gelenlere Erbakan’ı ve Necip Fazıl’ı anlatan bir ağabeydi. Necip Fazıl gibi şiirlerinin çoğunu ezbere bilen Gültekin, yazılarında da kendine özgü bir üslup kullanıyordu.

Bir diğer önemli figür ise “Şoför Hoca” olarak bilinen Süleyman'dır. Minibüs şoförü olan Şoför Hoca, Necip Fazıl’a olan hayranlığı ile tanınırdı. Araba kullanırken, kasetten ya Necip Fazıl’ın ya da Erbakan’ın konuşmalarını dinletir ve yolculara bu konularda bilgiler verirdi. Anlatım tarzı ve kullandığı dil, dinleyicilerini etkileyen eğlenceli bir şekildeydi.

Bir gün, evinde bana Necip Fazıl kaseti dinletti, aynı zamanda Büyük Doğu dergisinin ciltlerini gösterdi. Necip Fazıl’a olan hayranlığı o kadar büyüktü ki, eleştirilerime bile katlanamazdı. O, Necip Fazıl’ı daima üstat olarak görmekteydi.

Bu ufak tefek adamın cüzdanında, yazarlara ait köşe yazılarının kesilmiş küpürleri bulunmaktaydı. Selahattin Eş Tavşanlı’ya geldiğinde onu tanıştırdığımda, onun yazarlarla ilgili konuşmaları ve gazete küpürlerini göstermesi oldukça şaşırtıcıydı.

Şoför Hoca’nın konuşma tarzı, komünizm, kapitalizm gibi konuları işlerken bile dinleyicileri etkilemeyi başarıyordu. Anlatım biçimi, dinleyicilerine eğlenceli bir deneyim sunmaktaydı. Ancak, aslında ciddi bir insan olmasına rağmen, tarzı onu komik bir hale getiriyordu.