Bilim

Bilim Adamları Uyardı: "Gerçeklik Ortak Bir Hayal Olabilir

27 Ocak 2026
Daha iyi bir deneyim için tam sürümü deneyebilirsiniz.
Uzmanlara göre, insanların "gerçeklik" olarak adlandırdığı kavram, dış dünyanın tam bir yansıması olmayıp, beynimizin çevre ve diğer bireylerle etkileşimiyle oluşmaktadır.

Gerçeklik ve Zihin Modelleri Üzerine Yeni Yaklaşımlar

University College London'da bulunan Wellcome Centre for Neuroimaging'de görevli nöropsikolog Prof. Chris Frith, 2025 yılında yayımladığı bir araştırmada “Biz fiziksel dünyanın kendisiyle değil, onun zihinsel bir modelinin bilincindeyiz” savını ortaya koydu.

Frith'e göre, gerçeklik deneyimi bireysel değil, sosyal bir senkronizasyon ile şekillenir.

1978'de Guyana'daki Jonestown tarikatında 900’den fazla insanın toplu intiharı, sadece kör itaat ya da kötü liderlikle açıklanamaz. Frith, bu durumu grup üyelerinin bozuk bir “ortak gerçeklik modeli” içinde yaşamaya başlamasıyla ilişkilendiriyor.

Frith, bu durumu "paranoyak paylaşılan gerçeklikler" olarak tanımlıyor.

Nazi Almanyası ve Ortak Gerçeklik Modelleri

Aynı düşünceyi Nazi Almanyası için de uygulayan Frith, bu tür durumların gerçek dünya ile bağın kopmasına neden olan, ancak grup içinde tutarlı görünen zihinsel evrenler yarattığını ifade ediyor.

Bu bakış açısı yalnızca Frith ile sınırlı değil. Nörobilimci Anil Seth, algıyı “kontrollü bir halüsinasyon” olarak tanımlarken, beyin sürekli olarak dünyaya dair tahminler yaparak gelen verileri güncelliyor. Bilişsel bilimci Andy Clark ise beynin bir kamera değil, bir tahmin makinesi olduğunu vurguluyor.

Gerçeklik ve Hayatta Kalma

Bu bağlamda, “gerçeklik” sürekli olarak birlikte inşa edilen ve onarılan bir Lego yapısı gibi düşünülebilir. Ancak uygun olmayan koşullarda bu yapı çökme riski taşır.

Santa Clara Üniversitesi'nden filozof Erick J. Ramirez, bu duruma temkinli bir bakış açısı getiriyor. Ramirez, evrimin hakikati değil, işe yarayanı seçtiğini savunuyor. İnsanların paylaştığı gerçeklik modelleri genellikle “doğru” olmayabilir, fakat hayatta kalmayı kolaylaştıran işlevsel kurgular olabilir.

Farklı algılara sahip bireylerin aynı ortamda buluşması, aynı dünyayı paylaşsalar bile farklı algılar geliştirebileceklerini gösteriyor.

Uzmanlara göre, gerçek tehlike fiziksel dünyaya dair algılarda değil, ahlaki modellerde yatmaktadır. Stanley Milgram’ın itaat deneyleri, sıradan insanların otorite karşısında ahlaki sınırlarını nasıl hızla kaybedebileceğini ortaya koymuştur.

Frith, 2026 itibarıyla insanlığın, birbirleriyle rekabet eden sayısız “sanal gerçeklik” içinde yaşamaya başlayacağını öngörüyor. Sosyal medya ve dijital platformlar, ortak fiziksel deneyimlerin yerini alırken, zihinler arasındaki doğal senkronizasyon bozulmaya uğramaktadır.

Stanford Üniversitesi'nden psikolog Jeremy Bailenson, sanal ortamda uzun süre kalmanın beden algısını, hafızayı ve “benlik” hissini çarpıtabileceğini göstermektedir.