Astana süreci, Türkiye, Rusya ve İran'ın ortak inisiyatifiyle 2017 yılında başlatılan ve Suriye krizine çözüm arayışını hedefleyen bir barış sürecidir. Ancak son yıllarda etkisini yitiren bu mekanizma, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi’nin açıklamasıyla yeniden gündeme gelmiştir.
Peki, Astana sürecinin yeniden hayata geçirilmesi ne anlama geliyor? Bölge için olası etkileri ve gelecekteki önemini bu yazıda detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.
Astana süreci, Suriye’de devam eden çatışmalara son vermek, taraflar arasında bir diyalog ortamı oluşturmak ve bölgedeki şiddeti azaltmak amacıyla Türkiye, Rusya ve İran’ın liderliğinde başlatılmıştır. Bu süreçte başta Suriye rejimi ve muhalif gruplar arasında bir uzlaşı zemini oluşturulmaya çalışılmış, bölgeye istikrar getirilmesi hedeflenmiştir.
Ancak zamanla sahadaki gelişmeler ve taraflar arasındaki çıkar farklılıkları nedeniyle bu mekanizma etkisini kaybetmiştir. Özellikle Halep ve İdlib gibi kritik noktalar üzerindeki çatışmalar, sürecin önünü tıkamıştır.
Son haftalarda Suriye’de şiddet olayları yeniden artış göstermiş, bu durum ülkenin kuzeyindeki istikrarı daha da sarsmıştır. Halep’in batı kırsalında Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) ve diğer silahlı grupların Suriye ordusuna yönelik saldırıları, bölgede tansiyonu yüksek seviyelere çıkarmıştır.
Bu gelişmeler karşısında Türkiye ve İran, Astana sürecini yeniden hayata geçirme kararı alarak ortak bir çıkış yolu arama ihtiyacı hissetmiştir. Hakan Fidan ve Abbas Erakçi’nin Ankara’daki görüşmesi sonrasında yapılan açıklamalar, tarafların bölgede barış ve istikrarı yeniden sağlama konusundaki kararlılığını ortaya koymuştur.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, basın toplantısında şu ifadeleri kullanmıştır:
Fidan’ın bu sözleri, Türkiye’nin bölgede barışın yeniden sağlanması ve Şam yönetiminin meşru muhalefetle masaya oturması gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Türkiye, Suriye’deki istikrarın sağlanmasının bölgeye olumlu yansımalar getireceğine inanmaktadır.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ise Suriye’deki sorunların büyük ölçüdö dış müdahalelerden kaynaklandığını belirterek şu ifadeleri kullanmıştır: